28 Nisan 2014

Yüksek Rötarlı Post - Aşk\Elif Şafak



Aşk’ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk.
Ya tam ortasındasındır merkezinde,
Ya da dışındasındır, hasretinde…


Ezbere yazdığım, tekrar tekrar okunulası bu satırlar neden daha önce okumadım dedirten bir kitap olan Aşk’a ait. Takip edenler bilir uzun süredir yazmak istediğim bir posttu bu. Bir takipçim Aşk kitabı hakkında yorum yapmamı istemiş, bende birkaç satır yazabileceğimi söylemiştim. Biraz araştırma yaptım fakat kitabı neredeyse unutmuşum. Sonra takipçime kitabı tekrar okuyacağımı söylemiş bitirdiğimde yorumlarımı paylaşırım demiştim. Gel zaman git zaman kitabı okumaya yeni fırsatım oldu açıkçası. Ama ne yalan söyleyeyim keşke daha önce okusaymışım diyorum.

Dediğim gibi kitabı ikinci kez okudum ama inanın ilk kez okuyor gibi zevk aldım. Zaten kitap ilk cümlesiyle çekiyor sizi içine daha da bırakmıyor yani. Ayrıca klişe olsa da şunu söyleyeyim; aynı kitap, farklı yaşlarda okuduğunda aynı kitap değildir. Çünkü siz aynı değilsiniz. Yaşanmışlıklar, birikimler aynı değil. Tekrar okuduğumda kitaptan bu kadar etkilenmemin sebebi de bu olsa gerek.


Gelelim kitabımıza. Kitap çoğunuzun bildiği gibi beşeri aşkı değil de ilahi aşkı işliyor. Aslında beşeri aşkın da işlendiği kısımlar yok değil ama yoğunluk İlahi Aşk’ta. Kitap ‘Ne olursan ol yine gel’ diyen hoşgörü sultanı Mevlana ve onun güneşi asi derviş Şems’i anlatıyor. Şems ve Mevlana’yı anlatan dört kitap okudum, yeterli olmadığını bilsem de ikisinin arasındaki muhabbeti ancak yeni yeni kavrayabildim ne yalan söyleyeyim. Tam da aralarındaki muhabbeti kavrayabilmişken Aşk’ı okumak üstüne kaymak oldu. Kitabın en sevdiğim yerlerinden birisi de hikayenin her gözden, her özden ayrı ayrı anlatılmasıydı. Zaten tek kahraman az gelirdi o kitaba. Aziz’in hikâyesi Şems’in hikayesi Kimya’nın hikayesi, Ella’nın hikayesi, Çöl Gülü’nün hikayesi ayrı güzellikteydiler. Ve hepsi birbiriyle bağlantılı. Kitabı okurken not defterim sürekli yanımdaydı. Çünkü yazacak yerler o kadar fazlaydı ki.. Cümleler o kadar anlam yüklüydü.. Hatta bazen utanmayıp tüm sayfayı yazasım geliyor ama her zamanki üşengeçliğim baş gösterince vazgeçiyorum hemen.

Kitabın eleştireni de çok seveni de. Valla ben seven taraftayım. Anlamadığım, mantıksız bulduğum noktalar yok değildi ama özüne baktığımda bana fazlaca şey kattığı aşikar. Zaten o kısımlar da kurgu olduğu için yazarın yazış tarzı ile ilgiliydi genellikle. Her satırda, her sayfada kendimi sorguladığım oluyordu bazen. Bu yüzden ‘çok güzel yaaa’ diyerek okudum hepsini. Kitapta Şems’i ayrı, Rumi’yi ayrı, Kimya’yı ayrı hatta Sarhoş Süleyman’ı bile ayrı sevdim. Mevlana’yı Mevlana yapanın Şems olduğunu bir kez daha öğrendim. Sema sahnesini okurken resmen neyin, rebabın sesini işittim. Hak’tan alıp halka veren dervişleri yanımda gördüm. Ve bana böylesi gerçekçiliği yaşatabiliyorsa bir kitap olmuştur o.

GÖNLÜ GENİŞ VE RUHU GEZGİN SUFİ MEŞREPLİLERİN KIRK KURALI’da ayrı bir güzellikti. Bu kuralların kurgu olduğunu duyduğumda inanamamıştım. Her kural ayrı derin ayrı ezberlenesiydi.

Velhasıl kelam efenim aşırı aşırısı beğendiğim bu kitabı okumadıysanız hemen okuyun ha okuduysanız tekrar okuyun derim ben. Fark ettim de yazmakta en çok zorlandığım posttu bu. Belki de hakkını veremeyeceğimden korktuğum için. Yine de dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Kitabı tekrar okumama vesile olan takipçime de içten teşekkürlerimi iletmeyi borç bilirim. Umarım beğendiğiniz bir post olmuştur ;)

Bir postun daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Umarım sıkılmamışsınızdır. Sonraki postumuz bir film postu şimdiden hazır olunuz :)


Meramınız aşk, aşkınız baki olsun…

Sağlıcakla…

24 Nisan 2014

MÜZİKAL TADINDA BİR DİZİ : DREAM HIGH


NOT: Bu yazılar Facebook sayfamdaki önce yazılan yazılardır.( Ne çok yazı dedim ben :D )

Bu yazıyı yazarken saat kaç tahmin edin? 05:10 :) Evet yanlış duymadınız, çalışkan,düşünceli kızımız Şemspare sizin için uyumadı yazı yazıyor. Fazlasıyla mütevazi girişimden sonra esas konuya geleyim. Başlıkta söylediğim dizimi yaklaşık beş dakika önce bitirdim ve hemen açtım Word’umu size dumanı üstünde tüten, sıcacık bir post yazıyorum. İnanır mısınız gram uykum yok. Zaten böyle güzel bir diziden sonra nasıl uyunabilir ki? Meraklanıyorsunuz biliyorum o yüzden siz güzel takipçilerimi bekletmeden başlıyorum yazıma. ( Başlamadım mı sanki -_- )

Şuan sahneleri bir film şeridi gibi gözümün önünden akıp geçen dizimiz kelimenin tam anlamıyla müzikal tadında. Aşkı, müziği, dostluğu tabiri caizse dibine kadar yaşatır o derece. Verdiği mesajlar inanılmaz. Hatırlar mısınız bilmem buradaki postumda nabız değişikliği ile ilgili bir şey söylemiştim. Evet bu dizi nabız değiştirme konusunda çok başarılı!! Zaten dizi boyunca bir ağlıyorsunuz sonra bir bakmışsınız kahkaha atıyorsunuz. Her karakter ayrı bir alem. Tek tek karakter analizine girsem ne ben bitirebilirim ne siz okuyabilirsiniz o yüzden konsantre bir post yazıciim :)


Ufaktan konu hakkında aydınlatayım mı sizi :) Kirin Sanat okulu büyük yıldızlar yetiştirmiş bir okul olup her yıl seçmeler yapmaktadır. Ve bu seçmelere de hayallerinin peşinden koşmak için gelen birçok insan vardır. İşte seçmelerde altı ana karakterimizden üçü seçilmiştir bir de üç tane seçilmeyenlerimiz var. Kalan üçü de bir şekilde okula alınır ve Kirin’de sanat hayatları başlar. Hayallerin elzemliğini fevkaledenin fevkinde anlatan dizimizi ben çok sevdim ne yalan söyleyeyim. Her karakterin ayrı bir hikayesi var ve hepsinin armut misali ( nasıl bir örnek ya bu :D ) olgunlaşmasını adım adım izliyorsunuz.



Her bölümde harika şarkılar var böyle kulaklarınızın pasını silecek cinsten. Zaten oyuncu kısmı yıldızlar geçidi gibi. Her gruptan birini bulabilirsiniz. Resmen gözlere şenlik :) Boşuna sevmiyorum ben bu çekikleri ya :) Bazılarına çocuksu gelebilir ama benim olgunlaşmamış ruhum için birebir.

Ah söylemeden geçemeyeceğim dizimizde öyle bir çift var ki yazmadan geçersem gözlerim açık gidecek o derece. Pil Suk ve Jason. Bu ikisi tam bir sevgi pıtırcığı. Sahneleri gelsin diye az beklemedim hani. Onların aşkı o kadar saf o kadar güzel kii yani dondurma misali eritir içinizi. ( Fark ettiniz mi bugün örneklerim hep yiyecek üstünden yok yok acıkmışım ben :D ).Final bölümünü sorarsanız eğer hem beklediğim gibi hem değil. Zaten büyük spoiler yediğim finalde bazı beğenmediğim yerler olsa da %85’lik kısmı olmuş.


Aslında yazılacak çizilecek çok şey olsa da kısa keseyim diyorum. Ben spoiler yedim siz yemeyin gardaşlarııım. Kısacık özetle; dizimiz izlerken tempo tutturur, ani duygu değişimlerine sebep olur, meraktan çatlatır mutluluktan uçurur, farkında olmadan şarkı mırıldanmanıza sebep olur. Velhasıl kelam saat gelmiş 05:44’e bu saatte yazı yazıyorsam bir bildiğim var benim :)


Herkesin 125485. rüyasında benimse kulağımda müziğin, kucağımda bilgisayarımın olduğu geceden (sabah diyelim şuna) hepinize selam olsun ey sevgili okuyucularım. Nedense bu postu yazarken ayrı bir mutluyum.^^ Yeni yazılarda görüşmek dileğiyle….

‘BU DÜNYADA APTALCA BİR HAYAL GİBİSİ YOKTUR’






Not: Fotoğraflar, gifler alıntıdır benden söylemesi ^^





21 Nisan 2014

Mart Menekşeleri - Martta Okunulası kitap^^


Özlediniz mi beniiiii :) Zira ben bi hayli özledim buraları^^ Vizelerim biter bitmez koşuverdim bende bilgisayarıma. Aslında yazılacak o kadar çok post var ki… Bir yerden başlamak lazım olduğu içiiiin Şemspare’niz tuşlara basmaya karar verdi :) Kitap postuyla siftah yapayım dedim ve son bitirdiğim kitabı dilim döndüğünce anlatmaya başlıyorum.. Hatırlar mısınız bilmem Böğürtlen Kışı vardı hani kaybolan David’in hikayesi. Hah işte o yazarın ( Sarah Jio) tüm kitaplarını topladım ( zaten üç taneciklerdi :) ) vee Mart Menekşeleri’ne başladım. Hatta #GüneşimdenParçalar ‘da (Facedeki Sayfamda olan hashtag) paylaşmıştım bir satırını. Ahanda o kitap biteli ay oldu ama modern işkence vizelerim bitince anca yazabildim.

Şuan AŞK’ı okuyorum yakında onun postu da geliyor hazır olun^^ Neyse efenim kitabımız bir yazar olan, evli ama aldatılmış bir kadını anlatıyor. Bu kızımız bunca hengameden sıkılıp kendini çocukluğunun geçtiği adaya atıyor. Bu arada yeni bir kitaba başlıyor ama yazacak bir hikaye yok kafasında, Yengesi Bee’nin evinde kalırken kaldığı odada tuhaf bir şekilde bir günlük bulur ve doğası gereği meraklı olan hemcinsim okumaya başlar tabii ki :) Ve o anda kendini bambaşka bir hikayede bulur. İşin ilginç kısmı bu hikayenin kendisiyle bir alakası olduğunu düşünür 25165132. hissiyle :D Gidiş tarihi mart ve tam bir ay o adada kalacaktır kızımız. Bütün gizemi çözmek için tam bir ayı vardır. Tam da bu arada aşk kapıyı çalar ve kızımız daha önce olmadığı kadar aşık olur. Bütün bu olaylar arasında bir bir bulur soruların cevabını. Bu tamda ilham perisini harekete geçirecek türden bir hikayedir.

Kitap tam da yazarın alıştığım tarzında. Bulmacalarla dolu. Okurken ‘noluyoruz ya’diyor ve kendinizi Sherlock gibi hissediyorsunuz. Böyle ayrıntılar birikip birikip bir bütün olunca vay be diyorsunuz. SPOİLER!!! Ya ama ben kitapların düğüm noktalarının büyükbabalar olmasından sıkıldım sanki. Tamam ilk okuduğumda bi şok oluyorum ama aranan adamın büyükbaba çıkması klişeleşti be Sarah’cımm :) DEVAM EDEBİLİRSİNİZ!! ^^

Valla ne yalan söyleyeyim Böğürtlen Kışı çok daha samimi gelmişti bana belki de ilk okuduğum kitabı olduğundan. Yine de okunmaya değer bir kitap elinizdeki. Okuduktan sonra Vikitap’ıma da ekledim bir güzel :)


Neyse efenim velhasıl kelam okuyunuz zarar gelmez ^_^

Aslında dili pardon parmakları şişmiş olan ben’e göre kısa bir post oldu ama idare ediveriverin. :) Çook yakında yeni postları da dökeyim diyorum Word’cüğüme^^

Sağlıcakla, aşkla kalın pek sevgili okurlarım^^

*Kitap evde kaldı, post yurtta yazıldı sonuç olarak görselsiz oldu birazcık o yüzden fotoğraf alıntıdır.

20 Nisan 2014

Kim ki Bu Şemspare?




Şemspare okumayı, izlemeyi, araştırmayı seven çok da mütevazi (!) bir kişilik olur. E okudum izledim ama anlatamıyorum kimseye ne zevki kalır ki bunun diye düşünür ve bi cesaret blog açar. Ana ilgi alanı Uzak Doğu olsa da her telden çalar okudukları, izledikleri.

Peki neden Şemspare? Vakti zamanında bir kitap okur bu kızımız. Tahmin edersiniz ki ismi Şemspare. Elif Şafak'ın bu kitabında içerikten çok ilgisini ismi çeker. Anlamı 'Güneş Parçası' olan bu kelime onun güneşinden parçaları siz pek sevgili okurlarına vermek isteyen Şemspare için biçilmiş kaftan. Öncelikle Facebook'da bir sayfa açıp bir süre yazdıktan sonra işi büyütüp blog da açar:) Umarım okuyanı seveni bol olur^^


Fighting Ona!! ^^

Gu Family Book - Ne diziydi ama...


Ben geldim ^^

Bu sefer sıcağı sıcağına yazmak istiyorum arkadaş! Kafamdaki onca şey kaybolmadan yazmalıyım ^^ Nedendir bilmem yazarken acayip mutluyum ya :) hani yazmak için izledim desem yalan olmaz. Şimdi sizinle büyük bir zaafımı paylaşmak istiyorum. Evet bendeniz Uzak Doğu hastasıyım – aşığı da denebilir- Ve şimdi tamda dün gece bitirdiğim uykusuzluğuma değecek bir diziyi anlatmak, yazmak, içimi dökmek istiyorum. Dizimizin adı Gu Family Book. Diziyi ne yalan söyleyeyim Koca yanak’ım (Lee Seung Gi) için izledim. Kore dünyasına yeni adımı atmama rağmen (yeni diyorum çünkü bir senedir uzak doğuyla haşır neşirim.) değişmeyecek tek kara sevdamdır Lee Seung Gi. Ah şuan düşündüm de nereden başlayacağım yahu ben :O Baştan söyleyeyim o zaman yazımız azcık, çok çok az, minnacık uzun olabilir.

Pekala, o vakit başlıyorum efenim. Dizi tarihi bir k-drama ve fantastik ( bazıları saçma bulsa da ben fantastik olaylara bayılıyorum) Tek tek karakter analizi yapmak istiyorum izninizle :)

Choi Kang Chi
Dizimizin esas oğlanı. Kendisi yarı insan yarı gumiho ( uzak doğunun efsanevi yaratığı) . Annesi tarafından nehre terk edilmiş olup o sahneler yüreğimi dağlamadı değil. Efendi Park tarafından evlatlık edilmiş. Allah’ım o nasıl bir tatlılıktır o nasıl bir gülüştür o nasıl bir sahipleniştir… Diziyi başa sarıp sarıp izlememe sebep olan varlık ya. Her ne kadar ilk on bölümde Chung Jo ve Ye Wool arasında git gelleri beni deli edip tırnaklarıma mâl olsa da sonradan affettirdi kerata^^ Kang Chi’nin kaderi Ye Wool’le bağlıdır (Zaten dizi acayip kaderciydi ha 24 bölümde de kader böyleyse yapacak bir şey yok mesajı verdi adamlar) Dizide acıklı ama bi o kadar da eğlenceli bir aşkın ana kahramanıdır bizim oğlan.

Dam Ye Wool
Güzelliğiyle gerçek misin sen ya dedirten şey. Kang Chi ile teee çocukken karşılaşmış o zaman ona abayı yakmış hatta Kan Chi’nin kendisi yüzünden yaralandığını görünce kılıçta ustalaşmış kızımız. Yıllaaar sonra Kang Chi’yi gözlerinden tanımış örnek aşık. Böyle sevimli sevimli konuşmaları gözü kara tavırları sayesinde gönlümde yer edinmiş çekik gözlü. Kang Chi’yle yaşadıkları aşk gecenin bi köründe hıçkırıklarım duyulmasın diye ağzımı burnumu şekilden şekle soktu yeminle. Kahin tarafından söylenen şeftali ağacının üstünde hilal olduğunda tanıştığın kişi sana ölüm getirecek sözüyle ( batıl inancın daniskası) kaderi Kang Chi ile bağlanmıştır.

Wol Ryung
İsmini telaffuz edemediğim efsanevi varlık olur kendisi. Kang Chi’nin babası olup dizide az gördüğüm gördükçe mutlu olduğum kerata. 1000 yıllık yalnızlıktan sonra Seo Hwa ile tanışmış ve o saf aşkı için insan olup ölümlü olmayı kabul etmiş yüce gönüllü şey. İlk iki bölümde bu ikilinin aşkını izleyeceksiniz zaten Kang Chi ile Ye Woolün aşkı da bu ikilinin kaderinde. İki bölüm onun afacan aptal aşık tavırları nasıl tatlı anlatamam zaten kendisini önceden bilir severdim iyice sevmiş oldum. İnsan olma görevinin tamamlayamadığı için bin yıllık şeytan olarak geri döner ( burada bir sürü olay dönüyo anlatmaya kalksam ne ben bitirebilirim ne siz okuyabilirsiniz) dizideki gözyaşlarımın ikinci nedeni.



Seo Hwa
Dizide iyi gösterilmeye çalışılsa da bence sonunu hak eden bir insan Wol Ryung’a yaptığı ihanet hala gözlerimin önünde ki deli oluyorum buna. Wol Ryung’un canavar halini görünce korkup kaçması ayrı bir öldürme sebebi. Yirmi yıl sonra hatasını anlayıp telafi etti de ‘e yavrum kaçıp gitmeyeydin de olmayaydı bütün bunlar hep ödlekliğin yüzünden neler oldu bak be’ demek istesem de dizi diye katlandığım karakter.

Tae Soo

Dizimizin Küçük Emrah’ı.Senarist sana sesleniyorum neden tüm acıları bu evladıma verdin hı? Alnından öpülesi çocuk. Kang Chi’yi evlat edinen Efendi Park’ın oğlu. Yüzyıllık Han'ı almak için mücadele veriyor.

Jo Gwang Woon

İşte psikopatın dik alası. İzlerken binbir türlü işkenceler etmek istediğim ağzını yüzünü parça pinçik edip tuzlu suya yatırmak istediğim karakter. Bak yazarken sinirlendim yine. Yani bu karakteri yazan senariste de helal diyorum kafası nasıl çalışıyorsa artık. Dizimizin Erol Taş’ı. Ne Erol Taş’ı be Nuri Alço + Erol Taş+ Bütün kötü insanlar. Asıl canavar. Kang Chi ile babasına canavar diyen diller utansın. İzlerseniz görürsünüz adamı hasta edecek düzeyde gıcıktır kendisi .Elalemin parasına, işine , namusuna göz diken pisliğin ta kendisi.

Ortalama önemli karakterler bunlardır efenim daha fazla yazıp sıkmak istemiyorum sizleri ^^ Posta ekleyeceğim fotoğraflarla az da olsa gözünüzde canlandırabilirsiniz.

Aman Allah’ım unutuyordum dizimizin konusunu yazmadım ya ben :)
Kang Chi ve Ye Wool + Wol Ryung Ve Seo Hwa arasındaki aşkın anlatıldığı bununla birlikte Yüzyıllık Han’ın geri alınıp ülkeyi satmaya çalışan Psikopat Gwang Woon’un düşürülmeye çalışıldığı bu dizi adrenalinin tavan yaptığı, gözlerin normalden kırmızı renge doğru geçiş yaptığı, burnunuzun açılmış musluk misali aktığı bir dizidir. Şiddetle tavsiye ediyorum efendim şiddetle.






Böğürtlen Kışı \ Ağlanılası Kitap^^


Blogumuz birinci ayını çoktan doldurmuş dostlar ^^ Felsefik bir giriş yapayım dedim ama hiç beceremiyorum ki öyle şeyleri. Tüm hödüklüğümle postumuza başlayayım o zaman. :D Şimdi sizleri fazlaca ağlamama sebep kitabımızla tanıştırayım. BÖĞÜRTLEN KIŞI. Kitapta beni çeken ilk şey ismi ve muhteşem kapağıydı. Gönül isterdi ki daha kısa sürede bitireyim ama yoğunluğun gözü kör olsun. :) Yazarla ilk buluşmam olan bu kitap ( Sarah Jio ) kesinlikle diğer kitaplarını da almalıyım düşüncesine sevk etti beni ( Ne sanatsal konuşuyorum ama :D )


Şimdi gelelim konusuna.. Kitapta iki ayrı hikaye anlatılıyor ama aslında iki ayrı hikaye falan değil. Birinci hikayemiz 80 yıl önce oğlu Daniel’ı kaybeden Vera’yı, ikinci hikaye ise günümüzde 8 aylık bebeğini trafik kazası sonucu kaybeden Claire’i anlatıyor. Tam olarak seksen yıl önce mayıs ayının ortasında bir kar fırtınası bastırır tam da o gün Vera Daniel’i kaybeder. Seksen yıl aradan sonra yine mayıs ayının ortalarında aynı kar fırtınası yaşanır. Bu doğa olayına meteorologlar Böğürtlen Kışı der. Claire de çalıştığı gazetede de bu doğa olayını yazması için görev alır. Ama olay sadece fırtına değildir fırtınanın ardında çok acı bir hikaye vardır. Daniel’in kaybı. Ve Claire bebeğini kaybettikten sonra ilk kez bir habere bu kadar bağlanır ve onu çözmek için çalışır. İkinci kızımız Vera fakirliği dibine kadar yaşayan genç bir annedir. Dibine kadar diyorum çünkü okurken içinizde bir şeylerin sızladığı çok oluyor. Üç yıl önce birbirlerini çok seven Vera ve Charles (kendisi fazlasıyla zengindir ) evlenme kararı alır ama takdir edersiniz ki aile buna karşıdır. Vera da evlenmenin mümkün olmadığını görünce kaçıp gider ama Charles’in çocuğunu taşımaktadır. El mahkum tek başına çocuğu büyütmek zorunda kalır. Üç yaşında ise oğlu esrarengiz bir şekilde kaybolur. İşte muhabirimiz Claire de seksen yıl önceki davayı çözmek için sıvar kolları.



Genç yazarımızın bu üçüncü kitabı. Dili inanılmaz akıcı tabi çeviriyi de göz önüne alırsak çok başarılı bir kitap çıkmış ortaya. Önce dedim ki ağlamam herhalde bu kitapta ama sen misin bunu diyen en son bir kitaba Uçurtma Avcısı’nda bu kadar ağlamıştım. Hikaye inanılmaz güzel, iki kadını da o kadar güzel hissettirmiş ki kitap her an empati içindesiniz. Kitaptaki ayrıntıların yapboz parçası misali birbirine oturuşunu okumak kadar keyifli bir şey yok. Genellikle okuduğum kitapların sonunu az çok tahmin ederim kısmen doğru da çıkar.
Ama kesinlikle sonu tahmin ettiğim gibi değildi. Hem de hiç… Birkaç ayrıntıyı doğru birleştirsem de sonunu okuduğumda kitaba yuvalarından fırlamak üzere olan gözlerle baktım.
Kesinlikle pişman olmayacağınız bir kitap olup hunharca öneriririm.


‘ Çocuklar annelerinden önce ölmemeli’


Kitaptan bir cümlecik aşırdım çünkü tekrar tekrar okuduğum satırlardan birisi. Evlat acısını yaşamadan anlatması ( hemde bu kadar ustaca) onu favorilerimden biri yapıyor.


Velhasıl kelam okuyun okuyun okuyun…

Bir sonraki postta görüşmek dileğiyle sevgili takipçilerim^^

NOT: Bir takipçime bir kitabı okuyacağıma dair söz verdim. O kitabı daha okumadım çünkü daha temin edemedim yani unuttum sanmayınız :) Okuduğumda kesinlikle bir post yazacağım. ^_^


Mutlu kalın :))

7 Nisan 2014

Biri Müzik Mi Dedi??

Face postlarına devam^^

Blogumun Güzide Takipçileri^^

Sanırım çoğumuzun en büyük zevkleri arasında şöyle kulaklığını takıp uzak diyarlara dalmak. Tabi hepimizin dalış aracı farklı. Mesela bazılarımız sert rockla dalarken bazılarımız türkülerle bazılarımız elektronikle bazılarımız popla dalar gider. Ben nasıl dalış yapıyorum diye sorarsanız ‘kulağıma hangisi güzel gelirse onu dinlerim ben’ diyenlerdenim. Yine bir takipçim müzik önerisi istemiş e bana da kolları sıvamak düşer.

 Dediğim gibi sevgili takipçilerim kulağıma hangisi hoş gelirse dinlerim bende. Ama genellikle dinlediğim kesimin büyük bir kısmı yabancı. Böyle yabancı dizi yabancı film yabancı müzik derken ülkeme ihanet etmiş gibi hissediyorum ne yalan söyleyeyim ama sonra fark ediyorum ki Türkçe eserleri gayette biliyorum ama çok az bir kısmını severek dinliyorum. Neyse gelelim Şemspare ne dinler ?

BRUNO MARS
Şebeğim benim:)

Evet itiraf ediyorum iflah olmaz bir Bruno fanıyım. Yabancı müzik dinlesem de bir sanatçının bütün şarkılarını sevmişliğim hiç olmazdı taa kiii bu kıvırcık eşek sıpasını tanıyana kadar.
 Bir insanın her ama her şarkısı sevilir mi arkadaş? Sevdiriyorlar sevgili takipçilerim işte. Kendisi günümüzün Michael Jackson’u olarak adlandırılıyor ki bence de önü çok açık bir evladımızdır. Zaten dikkat ederseniz aldığı Grammy ödülleri de bunu kanıtlar gibi göz kırpıyor bize. Bence dinlediğin şarkı senin nabzında değişiklikler yapabiliyorsa senin için olmuştur o şarkı. Ve Bruno nabız değişikliği konusunda çok başarılı ^^




SUPER JUNIOR

Uriii Şupo Cuniyoo ^^
 Gün geçmiyor ki bir postumun ucu Uzak Doğu’ya dayanmasın. Tahmin ettiğiniz gibi bu evlatlarımız ( Grup olurlar kendileri)  da Asyalı. 13-15 arasında değişen grup üyeleri ( evet evet çok kalabalıklar ) bulunduğu için tanıma konusunda uzun bir süre zorlandığım doğrudur. Hatta ilk dinlediğimde bölsen üç grup çıkar bunlardan demiştim. Ama tanıdıkça hepsi bir bütün ve kesinlikle ayrılamazlar. Bu yavrularımız da en çok çalışan en çok üreten gruptur benim gözümde. Çünkü onları bir kez olsun boş dururken göremezsiniz ya albüm yaparlar ya konsere giderler ya reklam çekerler ya dizi çekerler ya fan toplantısı yaparlar derken bayağı yorulurlar anlayacağınız. Favori şarkım Bonamana Favori üyem Siwon olup yine nabız değiştirme konusunda da epey iyiler.

Fark ettim de sırf SuJu için
bir post yazabilirim ne dersiniz?



                                                                                    SHINEE

Ayrılmayın sakın ha!
 Yine bir avuç çekikten oluşan grubumuz Suju’dan sonra en sevdiğim gruptur. Her üyesi evladım gibi. Hiç biri arasında seçim yapamasam da sevimlilik abidesi Onew favorimdir. Genellikle R&B tarzı müzik yapan grubumuzun da dillere pelesenk olacak şarkıları bir hayli fazladır.


F(X)

 Sanmayın ki sadece erkek grupları takip ediyorum aslında beğendiğim çok sayıda kız grubu da var Kore’nin. Dikkat etmişsinizdir Kore’de müzik genellikle grup halinde yapılıyor tek olarak çalışan kişi sayısı bence çok az. İşin garip yanı grup üyeleri şirket tarafından seçilip birleştiriliyor. Yani hadi sizi seçtim grup kurun sen lider ol anlayışı var onlarda. Bu durumu pek sevmesem de ortaya mükemmel şeyler de çıkabiliyor. Bu grubumuz da Kore’nin güzide kız gruplarından olup severek dinlediklerimdendir.

TÜRK SANAT MÜZİĞİ

 Evet sayın seyirciler bu kızımız yerli de dinliyormuş.
Çocukluğumdan beri dinlediğim en kaliteli müziklerdir kendileri. Tabii ki en çok Zeki Müren dinlemişimdir. Zaten onları dinleyince günümüz şarkılarının ne kadar boş anlamlar içerdiğini çok açık görüyoruz. Bu konuda çok iddialı değilim ama % 55 lik bir kısım şarkıyı dinlerken çok rahat eşlik edebilirim bence ^^

Asalet^^
RIHANNA

 Böyle çok dağdan bayırdan anlattım farkındayım ama aklıma geldikçe yazıyorum kusuruma bakmayınız. Rihanna da bence fazlasıyla kaliteli müziklere imza atıyor onunda Şarıklarının büyük kısmını beğenerek dinlerim efenim ^^

Şimdi tek tek açıklamaktansa küçük bir liste oluşturmak istedim birden :)

Şemspare’nin Müzik Listesi


Bruno Mars
Adele
Rihanna
Shakira
Katy Perry
Lorde
Demi Lovato
Lady Gaga ( birkaç parçasını gerçekten severim)
Justin Timberlake

Super Junior
Shinee
F(X)
T-ARA ( Davichi ile düeti favorimdir :) )
MissA
CNBLUE
HENRY
IU
SNSD
SS501 ( Artık şarkı yapmalı -_- )
OSTLAR ( Kore müziklerine başlama sebebim)
2PM

Oğuzhan Koç
Mehmet Erdem
Gece
SeksenDört
Mabel Matiz
Nil Karaibrahimgil
Tarkan
Sezen Aksu

Liste uzar fakat şimdilik aklıma bunlar geliyor sevgili takipçilerim. Umarım Çok sıkmamışımdır sizleri.

Müzik tadında akıp giden bir gününüz olsun. Bir sonraki posta kadar sağlıcakla kalın ^^
Seviliyorsunuz.



Ha unutmadan tam tamına 50 kişilik bir aileyiz artık. Buradan o elli kişiye kocaman teşekkürlerimi iletiyorum bana katlandığınız için :P


NOT: Gifler Alıntıdır.

5 Nisan 2014

İzlenilesi Amerikan Filmleri- Part 1

Uykusuzluk başa bela^^ Normal insanlar bu saatte yatağına uzanır hayallere dalar o arada uyur kalır değil mi? Ben ise ne yapsam da uykum gelse diye dolanıp duruyorum ortalıklarda. Şükür ki artık bir şeyler karalayacak bir bloga sahibim. Gecenin bir vakti, kulağımda müzik ( elimde de kahve diyeyim tam Amerikan romanına dönsün :D ) beni bilgisayarıma sürükleyen sebebe gelecek olursaaam postsadım sevgili takipçilerim ^_^ ( Dünyanın en saçma kelimesi ödülü postsamak’a gidiyor sayın seyirciler ^^ )  Ne yazsam diye düşünürken şöyle ortaya karışık birşeyler yapayım dedim siz ne dersiniz ?

İzlenesi Kore Dizileri postumdan sonra İzlenesi Amerikan Filmleri Postuma hoş geldiniz Şemspare okuyucularııı :) Tek tek yazmaktansa hepsinden bir parça yazmayı daha çok seviyorum nedense. Evet evet üşengeçlikten o :D

O zaman sizi bu taraftan alayım sayın takipçilerimiz yolculuğumuz başlıyor. ( Kemerlerinizi takınız :D )


Esaretin Bedeli
Şimdi ufak bir miktar Spoiler yeme ihtimaliniz vardır dikkatli olunuz :)
Kurgusuna bayıldığım ve kesinlikle izle sen bunu diyeceğim filmlerin başlarında gelir filmimiz. Karısını öldürmekle suçlanan masum birinin hapishaneden kaçışını harika ama harika bir şekilde işlemiş bir film olur kendisi. Filmdeki her ayrıntı bir sonuca bağlandığı için normalde dikkatinizi çekmeyen şeyler aslında anahtar noktaları oluşturuyor, zaten filmi çekici kılan baş sebep bence bu. Şiddetle, hunharca tavsiye ediyorum ^_^

                                                                  
                                                                  Başlangıç

 Yazdığım filmlerde sıralama yapmıyorum baştan söyleyeyim :) Bir Leonardo Di Caprio klasiği olup ağzınız açık izleyeceğiniz filmlerden biridir bu da. Bilim kurgu tarzında olup anlamakta güçlük çekebileceğiniz, cidden olur mu böyle şey dedirtecek türdendir kendisi. Film boyunca ayık kalmalısınız çünkü her ayrıntı fazlasıyla önemlidir bu yüzden tamda dişinize göre bir film olma niteliğindedir. Kesinlikle izlenir :)


Zindan Adası

 Leo’nun amacı filmde insana noluyo ya dedirtmek bence. Çünkü bu filmimizde de Zindan adası denilen adaya araştırma yapmak için giden birinin akıl almaz hikayesi işleniyor. Akıl almaz diyorum çünkü sonunu hala çözemedim. Filmin sonu herkese göre farklı çünkü.  Bu adam böyle filmler yaptıkça Leo Can’dır benim için


                                                       Sıkıysa Yakala

Sıkı durun çünkü bu filmimizde Leo’ya ait . Başrolünü Tom Hanks ile paylaşan Leo gerçek bir hikayenin ana kahramanı. Zengin olmak için çok da okumaya gerek olmadığını gösteren bu film zekasına hayran bırakan ana kahramanın zengin olma aşkını işliyor. Zaten dediğim gibi film gerçek bir hayat hikayesi ve kesinlikle izlenmeli ( Böyle de kafiye yaparım :D )







Sherlock Holmes

Ahanda en sevdiklerimden bitanesi. Başrolünde Robert Downey olunca ayrı bir güzelliğe bürünen filmimiz şüphesiz hepinizin bildiği efsane dedektif Sherlock’un vakalarını anlatıyor. Bir insan bu kadar zeki olur mu ki ya dedirten filmimiz İlk 10’umda söylemedi demeyin :)





Prestij

Sihirbazlığın büyülü dünyasına adım atacağınız film afallatıcı güzelliktedir. ( Çok mu sanatsal oldu ? ) Nicola Tesla’nın da anlatıldığı yine noluyo ya dedirtenlerden. İzleyiniz efenim pişman olmazsınız ^^
Yeşil Yol

Stephen King’in romanının filmleştirilmiş hali olur kendileri. Tom Hanks kalitesini fazlasıyla hissedeceğiniz film yine bir başyapıt benim gözümde. Bazı replikleri hala aklımdadır filmin ve geç izlediğim için az ahlayıp vahlamamışımdır.




    Zamana Karşı (In Time)

Müzisyen Justin Timberlake’yi oyuncu olarak izlediğimiz film kesinlikle izlediğim en güçlü kurgulardan. Filmin konusu müthiş fakat sonu filmle aynı güzelliği taşımıyor. Ama konunun güzelliği oyuncuların muhteşem performansıyla birleşince sonu gözünüze batmıyor bile. Yine hunharca önerdiğim bir filmdir efenim ^^



Truva

Az ağlamadım ben bu filme ya. Muhtemelen bir çoğunuz izlediniz yine de izlemeyenler için şöyle bir özet geçersem yine gerçek bir hikayenin işlendiği film fevkaladenin fevkinde kadrosuyla unutulmazlarım listesindedir. Meşhur Truva atının hikayesini ne yalan söyleyeyim bu filmde öğrenmiştim ben :) ( Tamam vurmayın ) Fazlasıyla izlenesidir tavsiye edilir ^^

V For Vendetta

‘Hatırla hatırla 5 Kasımı hatırla’ repliğini hala unutmadığım yüksek mesaj içeriğiyle, dolu dolu bir filmdi. Filmde kullanılan maskeyi hepiniz mutlaka görmüşsünüzdür. Bende bu maske hatırına izlemiştim ne yalan söyleyeyim. Pişman mıyım? Hayır. İzlenmesi gereken filmlerden biridir bence ^^



Son filmimizle beraber postumuzun sonuna da gelmiş bulunmaktayız. Aslında daha çok film varda saat geç oldu sanki biraz. Hem sizinde göz sağlığınız için fedakarlık edip on taneyle yetindim bakınız ne kadar düşünceliyim :P Umuyorum sıkılmadınız çünkü benim için çok keyifli bir yazı oldu ^^


Bir sonraki posta kadar mutlu kalın sevgili takipçilerim ^^


NOT: Gifler alıntıdır.

SENDEN ÖNCE BEN- HAYATI DOLU DOLU YAŞA!!

kapağına bayılmıştım^^
Facebook Sayfamdaki yazıları burda tekrar yayınlıyorum^^

Merhaba ülkemin güzel insanları merhaba ^^

Haber spiker havasındaki girişimden sonra sebeb-i yazımdan bahsetmek istiyorum efenim… Malumunuz blogumu açtıktan sonra etraftaki her nesneye yazılacak, anlatılacak obje muamelesi yapıyorum. Yine gözler fıldır fıldır etrafı tararken kitaplığımdaki bitanecik romanım dikkatimi çekti. Bu roman benim aldığım (kendi paramla yani) ilk roman. Bir de ayıptır söylemesi kitap alıp biriktirmeye yeni başladım hep bi kütüphaneden sömürme anlayışındaydım. Neyse kitabımızın ismine gelecek olursak Senden Önce Ben. Yazarımız Jojo Moyes.

Efenim kitapçıya herhangi bir kitap almak için girdim amma velakin o kadar çok seçeneğin arasında hangisini alacağıma karar veremedim. Sizin de kitapçıya girdiğinizde içiniz gitmiyor mu yahu? Böyle hepsini kucaklayıp götüresim geliyor. Ama tabii ki Türkiye’deki yüksek kitap fiyatları yüzünden bir-iki kitapla yetinmek zorunda kalıyorsunuz. -_-  Tabii bir fuara gitmediyseniz ve evet evet ben gidemedim :’( Neyse güç bela kitapçının hunharca ‘artık seç’ bakışlarından sonra Senden Önce Ben’e karar verdim… Böyle binbir heves yurda gidip oturdum başına.

Ne yalan söyleyeyim kitap hakkında okuduğum onca yorumdan dolayı (huyumdur yorum okumadan ne filme ne kitaba başlamam) çok fazla beklentim vardı. Hoş yüzde yetmişini karşıladı zaten :) Bi de böyle kapağı falan inanılmaz şirin. E bi de orijinal olunca (öhö öhö havamı da atayım) sıfır vicdan azabıyla başladım kitaba. Genel olarak konusuna gelecek olursam Ana karakterimiz Will extrem sporlarla ilgilenmiş, her Allah’ın gününü gezerek tozarak geçirmiş ve bi o kadar da başarılı olan, yakışıklı, bolca kaslı, masal gibi bir erkek. Gel gör ki bu oğlancığa hayat şöyle okkalı bir tokat geçirmiş ve bir trafik kazası sonucu belden aşağısı tutmaz hale gelmiş. E normal olarak Will’ciğim bunalımda.(çok samimiyizdir) . Ve sürekli intihar girişimleri, ben böyle yaşayamamlar, öleyim gitsinler içerisinde. Baktı ölemiyor ötenaziye karar verir. Bunu gören anne zaten kahrolmuş bi de çocuğu kendini öldürmek istiyor kabullenir mi? Elbette hayır. İşteee tam da burada şirin kızımız Lou devreye giriyor. Bu yavrumuzunda çalıştığı kafe kapatılınca iş aramak zorunda kalır ve engelli birine bakmak için iş başvurusunda bulunur. İşe alınma sebebi neşesidir. Çünkü Will’in yeniden yaşamak istemesine yardımcı olması lazımdır.Neşeli olmasına rağmen haytı fazlaca renksizdir fakat gelin görün ki o bunun farkında değildir. Lou Will'e neşesini vermeye Will ise Lou'ya kaliteli zaman geçirmeyi  öğretmeye çalışır. Ama ateşle barut yan yana durur mu? Bana göre uzunca bir süreden sonra aşk kıvılcımları ortaya çıkar.  Lou’nun Will’i hayata döndürmek için sarf ettiği çaba takdire şayan. Spoiler vermek istemediğim için parmaklarıma hakim olmaya çalışıyorum ama engelleyemiyorum kendimi :) Sonuç olarak engellilerin aslında ne kadar hassas olduklarını, dış mekanlarda engellilerin hayatını zorlaştıracak onlarca sebep olduğu için etrafta onları göremeyişimizi çok da güzel anlatıyor kitap. Ha sadece bu kadar değil verdiği mesaj, hayatın her ama her anının çok kıymetli olduğunu ve bu zamanı oturarak değil de gezerek, okuyarak, izleyerek değerlendirmemiz gerektiğini muhteşem aktarmış. (okuyunca dünya turuna gitme isteğim tavan yapmıştı :) )

Yorumları okuduğumda hüngür hüngür ağlayanları mı ararsın, etkisinden kurtulamayanları mı? Valla ne yalan söyleyeyim en ufak şeye ağlayan benim bu kitapta döktüğüm gözyaşı bir-iki damlayı geçmez. Tamam kabul ediyorum beş-altı da olabilir ^^  Çok mu odun zamanıma denk geldi bilmiyorum. Yazarın dili inanılmaz akıcı ama aman efendim etkisinden kurtulamadım durumları yok bende. Aşkı çok daha güzel anlatan kitaplar okuduğumdan belki de. Bence aşktan çok vakti kaliteli geçirmek ve aslında yaşamak için çok fazla sebebin olduğundan bahsediyor kitap. Aman neyse fazla deşmeden burada bitirmek istiyorum. Çok konuştum mu yine?
Tavsiye edeceğim bir kitaptır ama ilk 10’uza girer mi bilemiciim :)
Ha bu arada kitabımızın bir de filmi yapılacak. Güzel bir şeyler ortaya çıkar umarım :)

Esen kalın efenim bir sonraki yazıma kadar özleyeceğim sizi (başladığım gibi spiker edasıyla bitireyim değil mi ) ^^











4 Nisan 2014

Yıldızlardan Gelen Adam Gibi Adam - Man From The Stars

Ve kadro!!



Sabah yazayım diye kendimi frenlemeye çalışsam da yok arkadaş uyuyamadım. Aklımdan geçen sahnelerin haddi hesabı olmayınca bende geçtim bilgisayarın başına başladım yazmaya. Nedir beni bu kadar şevke getiren? Baştan uyarıyorum az sonra okuyacağınız post Manas destanıyla yarışır düzeyde haberiniz ola :) Karşınızda son zamanlarda izlediğim en güzel, en romantik, en komik, en fantastik en en en harika dizi. Tonla şey söyleyip isim vermediğimi de fark ediyorum şuan ^^ Dizimizin ismi MAN FROM THE STARS yani YILDIZLARDAN GELEN ADAM


Şu çekikler ‘ Ya bi git Allah aşkına olur mu öyle şey?’ dediğimiz konuları o kadar güzel allayıp pulluyorlar ki siz isteseniz de elinizin tersiyle itemiyorsunuz diziyi, ittirmiyolar arkadaş :D işte bu dizinin konusu da aynen öyle. Kısaca hikayemiz şöyle; Esas oğlanımız Do min Joon başka bir gezegenden gelmiş ve kendi gezegenine dönmek için 400 yıldır dünyada yaşayan bu bekleme sürecinde sürüyle meslek değiştirmiş bir evladımızdır. Ne tesadüftür ki ( Kaderin daniskası :P ) onu gezegenine götürecek astronomik olaya üç ay kala esas kızımız Song Yi’e aşık olur. Sapsade bir biçimde böyle özetlersem konunun saçmalığı aşikar ama o kadar o kadar güzel anlatılmış ki bu gidiş dönemi kah gülmekten yarılıyosunuz kah peçeteniz parça pinçik oluyor. Zaten bilirsiniz benim fantastik dizlere düşkünlüğümü.


Güzel diyorum inanmıyosunuz :)
Başroldeki oğlancık daha önce postunu yazdığım Dream High’te de oynayan Kim Soo Hyun. Çocuk bildiğiniz güzel sayın takipçilerim. Tipi güzel, gülüşü güzel, ağlayışı güzel, (özellikle gülüş ve ağlayış)  duruşu güzel, güzel Allah güzel :D




Sorryy'ne kurban :)
Başrol kızımıza gelecek olursam izlediğim ilk kore filmi olan My Sassy Girl’deki ( ki ben o kızın o kız olduğunu yeni öğrendim ) Jun Ji Hyun. Yarabbim o nasıl bir oyunculuk? Her rolün altından kalkılır mı arkadaş? Dizi boyunca yegane kahkaha sebebim olur kendileri. Başroller arasındaki yaş farkını ( hem de 6 yaş) çok güzel kapatmış oyunculuğuyla. Evli olmasa bu ikisi evlensin derdim de çoktan başı bağlanmış maalesef -_-
O aşık halleri, o sarhoş olup kapıya dayanmaları, o ingilizce konuşmaya -çalışmaları-, o kendini beğenmiş halleri anlatılmaz yaşanır pek sevgili okurlarım. Çoğu kez karın kaslarımın iflas etmişliği vardır bu kızçe yüzünden :D

Beni bilirsiniz ilk üç yapmaya bayılırım. Bu dizide My Girlfriend is a Gumiho’yu geçip birinciliği alamasa da ikincilik koltuğuna yayıla yayıla oturur.

Dizide en çok sevdiğim şeylerden biri de bölüm bitti sanırken bölümü tamamlayıcı kısımların yayınlanması. Tam bitti derken genellikle fazlaca komik bölümleri yayınlamışlar çok da güzel yapmışlar^^

Daldan dala atlasam da hoş görün neresini anlatsam bilemiyorum çünkü :)

Woo Bin'e benzemiyo mu ama?


Dizide başrollerden sonra en sevdiğim karakter esas kızın erkek kardeşiydi. Kendisi fazlasıyla sevimli bir ergen olup bence Woo Bin’in veliahtıdır. Abla-kardeş  çok güldürdüler beni sağolsunlar.^^

sempatik şey :)           


En sevdiğim sahne esas kızın sarhoş olup yaptıklarını sabah hatırladığı sahneydi. Başa sarıp sarıp bi 15441321564 kez izledim sanırım :D








Şeytan doldurur :D

En nefret ettiğim kişi kuşkusuz psikopatımız Jae Kyung’du. Ama şimdi Sezar’ın hakkı Sezar’a. Adam harika oynamış psikopatlığı. Hele bi yüzüğü vardi öldürmek istediğinde ovaladığı. O yüzüğü beğendim cınım :)








Ayrıca esas kızımıza âşık Hwi Kyung vardı psikopatın kardeşi olup abisine gıdım benzemeyen. Aman Allah’ım o nasıl bir sadakatti öyle. Takdir edilesi yavrumuzu başka dizlerde de görmek isteriz^^







Ve benim için çok çok çok önemli bir unsur olan final. Bu sefer olmuş!! :) Senaristin ellerinden saygıyla öper, onu çokça tebrik ederim. Her şeyiyle içime sinen bu fantastik- romantik komediye ben BA-YIL-DIM.  Ne kadar çok sıkmak istemesem de sizi durduramıyorum kendimi :D

O zaman giflerle devam edeyim :)
çığlık çığlığa :)
Ablanız yesin ki siziiii
Oh My God diyorum :D
O Asya'nın yıldızı!!






                             Ağlamak bir insana bu kadar mı yakışır yahu sorarım sizlere!!


Ayrıca 20. Bölümde çalan Bruno şarkısı beni fazlasıyla mesut etti :) O yüzden senarist bir kez daha gözüme girmeyi başardı :)

Neyse yavaştan kapanışı yapayım ben. Aklımda çok güzel post konuları var ama vizelerimin araya girmesi fikirlerime bir güzel çomak sokuyor. Galiba biraz özleteceğim sizi.Özlerseniz tabi :P

Şimdilik kendinize iyi bakın çok, pek, en sevgili okuyucularım ^_^ Seviliyorsunuz :)



NOT: Gifler alıntıdır.

BLOG AÇTIM Kİ BEN!!




Pek sevgili okurlarım artık bir blog açmanın zaman geldi diye düşündüm. İyi yapmışım değil mi :) Şimdilik bu ' Merhaba' yazısını yazıp blog kullanmayı öğrenmeye çalışayım diyorum. Blog'umun tohumları öncelikle face'de aynı isimle atılmıştı. Ama baktım orada istediğim gibi yazamıyorum çünkü resim- gif ekleme çok büyük sıkıntı. Bende neyim eksik ki benim arkadaş diyerekten kendime kocaman bir Fighting!! demiş ve blogumu açmış bulunmaktayım. Vatana millete hayırlı olsun :) Fazlaca çaylak olduğum için hatalarımı mazur görürsünüz umarım :)


Bir sonraki yazıma kadar kendinize iyi bakın pek sevgili Şemspare okurları ^^

Anasayfaya geçiş yapmak ve diğer yazılarımı okumak için tık tık! 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...