30 Ekim 2014

İçimdeki 'devasa' Yangın / Film





Filmin ismine eklediğim 'devasa' sözcüğü kesinlikle abartı değil, kesinlikle. Hatta devasa kelimesiyle tarif bile edilemeyeceğini düşünüyorum bu kavuran yangının. Aslında izlediğim ve postunu yazmam gereken birkaç film var ama ben onları es geçip bu filmden yana kullanıyorum tercihimi.

Niye böyle birşey yapıyorum çünkü şuan elim ayağım buz kesmiş durumda. Soğuktan mı? Hayır. Aksine battaniyem ve panduflarımla fazlasıyla sıcak havalar burada. Aklımı -kalbimi- donduran şey ise yaşananlar. Filmdekilerden bahsediyorum. Bilmiyorum gerçek mi? Olmasın Allah'ım gerçek olmasın diyorum. Dayanabilir mi 'insan' olan buna?

Daha da merak ettirmeden ufaktan konudan bahsedecek olursam film bir annenin ikiz çocuklarına bıraktığı vasiyetle, kayıp diğer çocuğunu ve 'kocasını' bulma, buldurma hikayesini anlatır. Önce bu bulma hikayesi fazlasıyla karmaşıktır fakat olaylar yavaş yavaş çözüldüğünde gerçek karşınıza çıkar.

Bu anne ortadoğunun savaş zamanlarında yaşamış, hayatın her türlü sillesini yemiş bir annedir ve vasiyeti ikizlerinin ağabeylerini ve babalarını bulmasıdır.

Postun bana kalan kısmından devam edeyim, yani kişisel yorumuma gelecek olursam film kolay kolay, gerçekten kolay sindiremeyeceğiniz bir film. Nasıl taşınılır, nasıl dayanılır Allah'ım diyor insan. Şuan beynimden her sahne geriye doğru akıyor ve diyorum ki 'Ne çok acı var...' Ciddi manada kaliteli bir yapımdı. Sahnelerin gerçekliği, oyunculuklar ve kurgu. Mükemmeldi. Bir kitap okuduğunuzda altını çizersiniz ya hani, filmde de altını çizeceğiniz o kadar çok replik vardı ki.

Empati yapayım diyorsunuz filmde, olmuyor, koyamıyorsunuz yerine. Siz kendinizi o karakter yerine koyamıyorken o yaşıyor. Ve dünyada buna benzer hikayeler yaşanıyor. Dediğim gibi ne çok acı var...

Filmin orjinal dili Fransızca ve Arapça. Az biraz da İngilizce serpiştirilmiş aralara. Fransızca aşığı birisi olarak filmi izlerken aldığım keyif  ikiye katlandı. İnanın spoiler vermemek için zor tutuyorum kendimi. Finali o kadar, o kadar sertti ki... Tıpkı hayat gibi. İzlemeden ölmeyin lütfen~~


*İzlememe vesile olan 'kardeşime' de sevgilerimi ve 'teşekkür'lerimi gönderiyorum. Cansın..







'' Söyle bana şarkı söyleyen kadın, bir artı bir, bir eder mi? ''







Ve altıçizilesi sözler silsilesi












Sağlıcakla kalın, çok çok sevgili Şemspareseverler~~



28 Ekim 2014

Siz buna 'Cover' demişsiniz ama bu.....



Normalde şuan yatağında mışıl mışıl uyuması gereken bir yaratığım aslında. Ne var ne yok diye kucağıma aldığım bilgisayarı bırakamadım evet. Ama tüm suç şarkıların! 'Bugün uyumasam mı yea?' diye aklımdan geçirdim, galiba bu fikri hayata geçirecek ve sabahlayacağım. Ne heyecanlı ama! Şuan uyusam 4 saat sonra uyanacağımı dikkate alarak hiç uyuma zahmetine girmeyeyim dedim.

Aslında bana sabahın bu saatinde şu satırları yazdıran neden bir kaç cover parçası. Youtube'da şarkıdan şarkıya atlarken bana 'Coverlar aşkına!' dedirten bir kaç parçayla tanıştım bugün. Saydam hem biraz da senin için paylaşıyorum, dingin parçalar istiyorsun ya hani? :)  Bilmem beğenir misin ama benim tüylerim diken diken oldu haberin ola :)

Dipnot: Bu arkadaşlar cover olayını yanlış anlamışlar. Cover dediğin olayda bir grup amatör insan ortaya çıkar şarkıyı kendince amatör amatör söyler. Ama az sonra dinleyeceğiniz yaratıklar aşmış kendilerini. Zaten belli ki amatör olarak bu işi yapmıyorlar kendileri. Hangi cover videosu 59 Milyon izlenmiş Allah aşkına? Gerçekten kulaklıkla son ses dinliyorum ama hala yetmiyor, yetiremiyorum. Yani yeteneğinizin alnından öpeyim! Bazıları eskilerden ama yine de pek bi severim. Buyrunuz efenim ~~



Affınıza sığınarak Oha! diyorum. Ama bu gerçekten oha! Kusursuz. Timberlake ayrı kusursuz bu ayrı kusursuz. Bayılmaktan bir hal oldum desem?




Bruno diyorum. Fazla mı mükemmel! Orjinal halini gözlerimden kalp fışkırarak dinlesem de bu da fevkaledenin fevkininde fevkinde olmuş. Aşık oluyorum anne, evet bir şarkıya aşık oluyorum!





Yorum yapmıyorum. Tek kelime etmeden bu kadar iyi 'işleyebildikleri' için alkışlıyorum sadece. Bu arada piyano çok mu pahalı bir şey? Hayır, babama söyleyeyim alsın diyecektim. Canım çekti!




Bu cover değil yanlış anlamayalım ama fazla mest edici diye şuraya iliştireyim dedim~~



Ve en bi sevdiğim! Vazgeçilmezim, bıkılmayanım, yeri bambaşka olanım, mest olduğum cover. Kendisi bir Mariah Carey coveri ve bence aşık olunası! Birgün EXO dinlemekten bıksam bile -ki bu olmayacak bir ihtimal- bu şarkıdan bıkmam, net! Herbirinizin sesini seveyim~~ Bu arada Lulu bundan sonra kim 'stay' diyecek?



Daha fazla abartmadan burada bitireyim hı? Şu sıralar oradan buradan saçmaladığımın farkındayım ama okumadığım kitap, izlemediğim dizi - film sonucu yazacak daha mantıklı şeyler bulamıyorum. İdare ediverin. 


Saydam ve Ses' sizin içindi umarım kulakçıklarınızın karnını doyurabilmişimdir :) 


Sağlıcakla kalınız efenim~~




26 Ekim 2014

Deep Not : Kabuk






Yanımda gamsızlığı ile tanıdığım arkadaşım ile markete doğru yol alıyoruz. Feci gamsızdır bilirim, ya da bildiğimi zannederim. O ki final sınavına bir saat kala çalışan biridir, nasıl gamsız demeyeyim? Bende gamsız görünenlerdenim, benzetirler ufaktan bizi. 'Ne güzel ya sizin kafanız, dertsizsiniz, valla dünya size güzel!' derler. Duyarım fazlaca.

Yürüyoruz. Kol kola bile girmemişiz. Yağmur var, nasıl yorgun düşüyor damlalar semadan omuzlarıma doğru. Konuşmuyoruz yol boyunca kim bilir kafamızda neler var. Öyle değil mi kim düşünecek, dert edinecek kendine ebesinin nikahını? 

Sonra o adımı söylüyor, bende ona 'Yasemiiiin!' diye karşılık veriyorum. 

'Bir daha desene.' diyor sonra. Gülüyorum. Aklıma Türkan Şoray-Kadir İnanır sahnesi geliyor.  Tekrardan 'Yasemiiiiiiiin.' diyorum ama bu sefer daha da uzatıyorum -miiiin kısmını. 

'İnsanların bana adımla seslenmesi çok hoşuma gidiyor biliyor musun?' diyor. Şaşırıyorum çünkü bildiğim kadarıyla bir lakabı yok. Herkes de benim gibi Yasemin diye sesleniyor ona.

'Lakabın mı var sanki, ne diyorlar normalde?' diyorum. 

Kıkırdayarak 'Yasemin diyorlar.' diyor sonra ikimizde gülüyoruz. 

'Çok garipsin be Yasemin.' diyorum. Garip ama değil mi? Gülümsememi silikleştiren o cümleyi söylüyor sonra..

'Tabii ki garibim. Normal olsaydım bu dünyayı nasıl çekecektim?'

'Haklısın.' diyorum usulca.

Ağzından öylesine çıkan bu cümle o kadar içindendi ki. Ben hep gülen tarafını bilirim arkadaşımın. Derine inecek kadar samimileşmedik belki de. Ama haklıydı, hemde dibine kadar haklıydı. Çoğumuzun kabuğudur gülüşler, saçmalamalar. Sen dünyanın en gamsızısındır onların gözünde, en umursamazı. Bazen sende inanırsın gamsız olduğuna. Sonra bi bakarsın ki diplerde düşünüyorsundur 'Niye böyle?' diye. 'Niye böyleyim ben, insanlar neden böyle sahiden?'

Herkesin kabuğu vardır aslında. Kimininki şeffaf, kimininki en zifiri karanlıktan. Kimininki pamuk şeker, ıslansa eriyecek, kimininki simsiyah taş, kessen kesilmez kırsan kırılmaz türden. 'Kabuğumu kırsana!' diye yalvaranlar da vardır, kabuğuna ikinci bir kat gibi sarılanlar da. 

Velhasıl kelam suretin güneş olsa da için kuyudur. En karanlığından hem de. Atarsın içine, sonsuz sanırsın o çukuru. Bir yanın bir gün dolacağını bilir ama devam eder en küçüğüne kadar içine atmaya. Kussa rahatlar belki ama kusmak tarzı değildir, biriktirmektir hobisi.

İyi mi peki bu kabukculuk oyunu? Bana bakarsanız en güzeli, en temizi. Kimse derdin ne, niye böylesin demiyor ohh mis. Aksine kendin güldüğün gibi başkalarını da güldürüyorsun. Mutlu olmasan da mutlu ediyorsun. Sonra o mutlu oldu diye mutlu oluyorsun. Döngünün güzelliğine bakın?
Kabukculuk elbette bi yerde işe yarıyor yani. Devam mı kabuklarımıza sıkı sıkı sarılmaya?

Garip olmak, deli olmak, Mecnun olmak lazım bu dünyada. Yoksa çekilir mi dünyanın derdi kederi?

Sahi deli olduğumuzu biliyorsak gerçekten de deli miyizdir?

                                                                                                      

24 Ekim 2014

Şems'in yeni mekanı; Instagram~~ {1}



Sosyal hesapların çoğundan faydalanmış biri var karşınızda ama artık face, twitter cazibesini yitirmiş durumda benim için. Şuan ise yeni gözdem instagram. Eski akıllı(!) telefonum o kadar akıllıydı ki instagramı marketindeki problemden ötürü telefonuma indirememiş, indirip kullananlara da kedi-ciğer ilişkisiyle bakar olmuştum. Telefonum değişir değişmez bende atladım IG alemine, durur muyum?

Fotoğraf çekmeye olan sempatimden, sevgimden, tutkumdan, aşkımdan çoğunuzun haberi vardır. İşte takdir edersiniz ki temeli fotoğraf paylaşmak olan bu uygulama da fazlasıyla cazip geliyor bana. Öyle ahım şahım fotoğraflar paylaşmasam da kendimi mutlu edecek kadar meşgul oluyorum kendileriyle. 

O kadar cici paylaşımlar var ki insanların üreticilikleri beni fazlaca hayrete düşürüyor doğrusu. Ve bendeniz Şems de böyle bir kaç tane paylaşım yaptı. Ve işte onlardan bir kaçı ~~


En son paylaşımdan geriye gidecek olursam son gözbebeğim bu ~~ Kai biaslı bir EXO-L olarak kendimce fangörllük yaptım ve Jonginciiimin o güzel gözlerini karakalemledim. Aslında gördüğüm fanartlardan sonra o kadar rezil bir şey oldu ki benimki~ Yine de insan sevemeden edemiyor caaağnım. Kim Jongin, gözlerine şiirler yazılsın~~









Dostlarla birlikte olunan mekanların çok da önemi yoktur değil mi? Yanyana olmanız yeter sizin için?  Elbette öyle. Ama aşık olduğum ikili, simit-ayranı mideye gönderirken böylesi cici bir ortamdaysanız fotoğraflamadan da edemiyorsunuz, tecrübeyle sabit. Renkler fazla bağıra basılası değil mi ama?






Görüntü olarak ağız sulandıran, tat olarak iç kıyıcı bir işlevi olan bu şekeri aldım ama kendim için değil. Yiyen düşünsün tadını canım, ben fotoğrafımı çekerim hıh :P









Görüntüye geliniz sayın seyirciler! Tamam belki HD kalitesinde değil ama her haliyle şükredilesi bir güzelliğe sahip değil mi şu turuncu mucize? Böyle yemesi daha eğlenceli tavsiye edilir :)








Bir turuncu temalı fotoğraf daha. Turuncuyu bilmem ama sarı benim rengim. Çok muzur bir renk sarı, bazı tonlarına ilgim aşırı olsa da- mesela hardal rengi- toplam olarak sarı güzel renk azizim. Ve Sarah'cığım... Kalemine sağlık kadın! 5. kitap da geliyor biz Sarah Jio severler halay çeksin. :)







Baykuş. Aslında blog tasarımımı baykuş temalı hayal ettim hep, ama içime sinen birşey elde edemedim. Bu da içimde kaldı anlatayım dedim. Baykuş temalı tüm eşyaları bağrıma basasım, cebime koyup kaçasım, saatlerce bakasım geliyor. Anlatılmaz yaşanır bendeki baykuş sevdası. Baykuş temalı fotolar vol.1 







Ve benim en bi sevdiğim mutfak eşyalarım. Kasem, kupam ve çubuklarım~~ Biliyorum çok kıskandınız beni :P
Baykuş temalı fotoğraflar vol.2







Bazı insanlar vardır aynı anneden doğmamışsınızdır ama 'kardeş' dersiniz ona. Canınızdan bir parça saymışsınızdır onu. Rabbim bozmasın 'kardeş'imle yapay kalbimiz. Ben soldaki büyük ele sahip olan insanım, selamlar :) Kardeş yüzükler, kardeş duygular, kardeş bir ömür için kocaman aminler~~







İlk paylaşımlarından biridir kendileri. Hediyedir bana, kilometrelerce öteden kopan sıcacık bir kalpten. Deniz kokulu fotoğrafları için ve diğer her şey için 'teşekkür ederim.' ♥




Şimdilik bu kadar sayın seyircilerimm.. Daha sonraki paylaşımları IG kullanmayan ama beni takip etmek isteyen takipçilerim için paylaşacağım ama siz yine de 'Yok biz seni takip edelim Şems, olur mu öyle uzaktan uzaktan?' diyorsanız buyrunuz hesap linkim :)



Sonraki paylaşıma kadar selametle kalın çok çok çok sevgili Şemsseverler~~

                                                                                                    

22 Ekim 2014

*Mim / İsimsiz Mim*



Mimlerde olmasa bloga selam vermeyeceğim sanırım. Aslında kafamda fazlaca post konusu var fakat şu aralar tembel değil meşgul bir Şems var karşınızda. Şaşırdınız değil mi? Gerçekten bilgisayarı alıp yatağıma kurulduğumda gece saat bir ya da iki oluyor. O yüzden biraz bakınıp yatıyorum, yazamıyorum. Bu mimde fazlasıyla pratik olduğu için yazayım dedim. Ve herzamanki gibi Uçay~ mimi bana paslayarak benden kocaaman bir teşekkürler alıyor^^

Gelelim mimimize. Fazlasıyla basit. A mı B mi diyor siz de cevap veriyorsunuz. O zaman başlamaya ne dersiniz? 

Canan Tan mı Debbie Macomber mı?

Debbie Macomber okumamış bir insanoğlu olarak bilmiyorum diyorum. Tek bildiğim şey Canan Tan'ın kitaplarını kendime uzak bulduğum. Canan Tan 'bence' kendini tekrar eden bir yazar. Üç kitabını okumuş bir insan olarak söylüyorum ki artık şu 'Herkes tarafından sevilen, aşık olunan ama özgürlüğüne düşkün olduğu için kimseye eyvallah vermeyen' baş kahraman tiplemesinden kurtulmalı. 

-Küpe mi kolye mi?

İkisini de kullanmıyorum diyebilirim. Kolye yavaş yavaş hayatıma giriyor ama küpeye oldum olası alışamadım. Bence en güzeli yüzük ve saat? 

-Gelecekteki hedefin nedir?
Ohooooo! Hedef kulağa itici geliyor hayal diyelim biz ona. Ve ben günlerimi hayallerle dolduran bir yaratığım. Bıraksanız saatlerce hayal kurabilirim. Veee 'dünyadaki' en büyük hayalim sırtımda çanta, boynumda fotoğraf makinam ile diyar diyar gezmek. Bedenim uyuşuk bir kedi olsa da ruhum bir kuş benim uçmazsa ölecek olan. Farklı mekanlar gördüğümdeki o eşsiz mutluluk daim olsun istiyorum ben. Rabb'in 'Buyur kulum senin için yarattım.' dediği bu dünyayı karış karış gezmek ve zilyonlarca fotoğraf çekmek istiyorum. 

-Bira mı sigara mı?

WOWOWOWOWO haram diyorum. Şaka bir yana ikisi de kendinin katili olmaktır bence. Hiçbiri butonu nerede yönetmen beyamca?

-Blogunun ismi neden bu?

Şimdi efenim bendeniz kızımız bir blog açmak ister o sıralarda Elif Şafak'dan Şemspare kitabını okumaktadır. 


Kararır gökyüzü bazen; 
kasvetli bulutlar kaplar semayı. 
Hayatın ritmi durağanlaşır, sohbetler bildikleşir, 
içimizde birikir yalnızlık hissi. 
Nasıl özleriz güneşi o zaman,
griler içinde aradığımız 
bir tutam renk demeti.
Peri tozu gibi, inceden.

Gönülden yazılmış her roman, 
her hikâye, her kelime 
bir şemsparedir... 
Güneş parçası... 

Düşer omuzlarımıza, 
kar tanesi gibi usulca, 

yağmur gibi yıkar ruhumuzu, arındırır tozdan kirden tekdüzeliklerden...

Nasıl sever ismini, nasıl benimser. Kendini bir parça güneş, yazdıklarını da bu güneşten kopan daha küçük parçalar olarak adlandırır. 
Ve Şemspare doğar.
Bazen karanlıktır. 
Bazen başkalarından alır ışığını.
Bazen doğmak bile istemez ama adı üstünde Şems'tir o. Aydınlatmak, gülümsetmek, ısıtmak onun işidir. O yüzden bu 'bir parça güneş' hep burada. Karşılıklı aydınlansak ya?


-Favori makyaj malzemen/malzemelerin?

Göz kalemi ve maskara. Seviyorum hafif yapılmış gözsel makyajı ne yapayım? 


-Gerçek aşk bana göre...
  • Ayı kadar acıkmışken yenilen anne yemeği, 
  • Filme eşlik eden patlamış mısır, 
  • Annene 'Anne?' dediğinde 'Söyle annemm' demesi,
  • Uyumadan önce dinlenilen ve 'bir tane daha' denilen şarkılar,
  • Telefonun şarjı %1'ken prize yetiştirilmesi ve kapanmaktan kurtarılması, 
  • Okurken göz dolduran satırlar, 
  • Aşırı aşırısı sıkışmışken tuvalete gidilmesi.. 

Kabul edin ilk ve son maddeler ezer geçer :P

-Yabancı dil mi anadil mi?

Atalar ne demiş 'Bir lisan bir insan, iki lisan iki insan.' Madem anadil cepte şöyle Fransızca, İtalyanca, Korece, İspanyolca öğrensem fena mı olurdu acabası?


-Kuzey Amerika kıtası Güney Amerika Kıtası mı?

Karşınızda coğrafya bilgisi feci şekilde iğrenç olan bir insankızı duruyor. Bana gezmelik olsun da kıta pek farketmez cınım kes oradan total bir Amerika bileti! :)


-Kurşun kalem mi uçlu kalem mi?
Aaaa bu soru çok haksızlık! Ben kalemlerle aşk yaşayan bir insan olarak kurşun kalemin ağırlığı ile uçlu kalemin koleksiyon yapılası güzelliğini karşılaştıramam. Rica ediciiiim bana böyle sorularla gelmeyin mimyazarları :P

Veee bitti! Herkesciklere mimi pasladım gitti. Zaten kolay bir mim haydi kolaylar gelsin :')

Bir sonraki buluşmamıza kadar mutlulukla gülerken yüzünüz kırışsın e mi? 

Selametle~~

16 Ekim 2014

*Beklentiler ve Hedefler Mimi*





Kulağımda Indila, kucağımda bilgisayar, penceremde sokak lambasının cılız ışığı var. Sıcacık yatağımdan yazıyorum size pek sevgili Şemspareseverler. Bu sefer kelimelerimle kapınızı tıklatma sebebim bir mim. Kumkumul'um Ekmek Kırıntısı bana bir mim fırlatmış. ''Mimin konusu 2015 yılından beklentilerimizi ve gerçekleştirmek istediğimiz en az beş hedefimizi içeren bir liste hazırlamak.''mış. Kumkumul'uma teşekkür eder hunharca gülümserim :)

Gelelim mimimize.. Aslında gelecek planlaması yapmayı sevmeyen bir insanım. Kendimi bildim bileli hedef koymayı beceremem. Bir şeyi isterim, deli gibi isterim ama hedef koydum demem, diyemem Çok iddialı bir kelime değil mi? Yine de kendimi zorlayarak hedeflerimi, planlarımı yazacağım. Başlayalım!!





1. Şems silkin ve kendine gel!

Şu sıralar ne izlediğim bir dizim ne okuduğum bir kitap var. Tabiri caizse tembelliğin dibini ekmekle sıyırıyorum. Ama yavaştan yarım dizilerimi izleyecek, yarım kitaplarımı okuyacak, daha çok yazacak, daha çok zaman israfı yapmayacak bir insan olmayı planlıyorum. (yapamadı)
Şaka bir yana şu üşengeçliğim illet bir hastalık ve ben kendimi tedavi etmeye çalışayım diyorum. Yoksa üşengeçliğim organlarıma bulaşacak ve organlarım işlemeyi durduracak diye korkuyorum. Blogumun ismini 'Üşengenç' mi yapsam? Var mı öyle bi blog? Bazen yaşamaya bile üşeniyorum. Diyorum ki 'Beni bir köşeye atın, yemeğimi, suyumu verin yaşayayım' ama hayat 'Kalk da soğan doğra gerizekalı' diyen annenin acımasızlığına sahip sayın seyirciler. Ben de bu durumda kalkıp gözleri yansa da soğan doğrayacak masum ama salak olan kız oluyorum. Olay niye bu kadar dramatikleşti?

 O yüzden Şems, 2015'de silkin ve kendine gel!


2. Kilo ver!

Her genç kızın yaka silktiren problemlerindendir fazla kilolar net! Bazen kız gruplarının kliplerine göz atayım diyorum. İzlerken bunalıma giriyorum evet. Çünkü o yaratıkların bir gram bile fazlası yok. Bir gram bile!! Böyle bacakları heykeltıraştan çıkma, belleri çay bardağından bozma kızları gördükçe kendimi dolaba kilitleyip iskelete dönene kadar çıkmama planları yapıyorum. Tabii ki bu klipleri izlerken elimdeki mandalina göz kırpıyor bana. Çok masum bir meyve, canım benim.

Dışarıdan şişman kategorisinde görülmesem de kendimin istediği kiloda değilim. O yüzden sağlıklı diyet ve düzenli spor yaparak istediğim kiloya inmeyi planlıyorum. Benim gibi üşengeç ve yeme aşığı biri için fazla iddialı olsa da başarmak istiyorum. Bol acıkmayan mideler diliyorum kendime.

Not: Şuan karnım gurulduyor. Ve mutfak oturduğum yere çok yakın. Kıs kıs kıs kıs




3. Fotoğraf çek! Daha fazla fotoğraf çek!


Dünya, o kadar aldatıcı bir güzelliğe sahip ki! Güzel adı üstünde, güzele bakmak sevaptır. Bende 2015'te bakmak değil görmek istiyorum. Çoğumuz -bende dahil- bakan körlerdeniz. Görmeyi bilemeyenleriz. Oysa üstüne basıp geçtiğimiz çimenlerden bile öyle hayran olunası manzaralar elde ediliyor ki. Aslında 2015'ten bir Canon EOS 650D istiyorum ama noel baba(!) beni sevmiyor sanırım. Ne yapayım ben de 5 mplik telefon kameramla su gibi berrak gülümseyen çocuklar, boynu bükük papatyalar çekerim.



4. Denizi gör! Çek o maviliği ciğerinin en derinine kadar, sakla orada.

Deniz görmedim ben. Irmak, göl gördüm tamam ama deniz istiyorum ben deniz! Böyle mavisi bol olsun, tuz kokusu yaksın burnumu istiyorum. Denizi görmüşken Kız Kulesi'ne de selam vereyim, can dostumla martılara simit atayım istiyorum. Alayım maviliği karşıma saatlerce dalgaların hırçınlığını izleyeyim istiyorum. Attığım simit parçasını yemek için üç martı kavga etsin istiyorum.

Çok bir şey değil bir avuç mavilik istiyorum.




5. Ziyaret edilesi tüm dostları ziyaret et. Yüzlerine kocaman bir gülümseme yerleştir.!

Blog alemine katıldıktan sonra blog vesilesiyle tanıştığım bir çok güzel - gerçekten gönlü güzel- insan oldu. Ama maalesef ki hiçbiri ile aynı şehrin havasını solumuyoruz. Aynı gökyüzünün altındayız ama buluşup garsona 'Bir çikolatalı bir tane de çilekli süt lütfen' diyemiyoruz. Ya da simit yiyemiyoruz denize karşı.

Koskoca 365 güne sahip olan 2015 sana sesleniyorum, bana 'güzel gönüllerle' muhabbet etmem için 'biz'li günler verir misin?


Daha fazla yazarsam iyice doyumsuz olacak ve  'Uzay mekiğim olsun Allaaaaam' diyeceğim diye korkuyorum burada sonlandırayım. Ne dersiniz?

Nedense mimi yaparken fazlasıyla mutlu hissettim kendimi. Böyle inancım arttı. İnşallahlar sıraladım içimden. İnşallah diyelim o zaman hepimizin 'inşallah'ları için. Bu mükemmel mim için tekrar tekrar teşekkür ederim Kumkumul'umm. Çocuk ve kariyerden uzak bir mim oldu naabeeer :P

Ben de mimi Bir Fanboyun Günlüğü'ne, Renklitırtıl'a, Hayali'ye ve Uçay'a paslıyorum :) Kolaylar gelsin efenim.

Bir sonraki posta kadar gülücükler yüzünüzden daha da önemlisi gönlünüzden eksik olmasın. Sağlıcakla~~













10 Ekim 2014

Luhan EXO'dan Ayrıldı!



Şuan başlayacağım yazı  hiç başlamak istemediğim, yalan olmasını istediğim bir yazı. Ama hava gibi, su gibi, şuan önümde duran masa gibi gerçek. Bu sabah fanı olduğum EXO grubundan bir ayrılık haberi geldi. Evet biz EXO-L'ler, yine bir ayrılığa uyandık bugün. Fandom gerçekten çok yorgun ve çok yıpranmış. Aynı yıl içerisinde iki gidiş bir skandal ne demek? Gerçekten sabrımız sınanıyor.

Gruptan ayrılan üye Sang Namca'mız, erkek güzelimiz, geyiğimiz, gülüşüyle mutlu eden üyemiz Luhan. Zaten Luhan EXO'nun bir TLP konserine ve SMTOWN Tokyo konserine katılmayınca ortaya dedikodular çıkmıştı. Bizler inatla Luhan'ın sadece yorgun olduğunu ve dinlenmesi gerektiği için katılmadığını söyledik. Gitmeyecek dedik. Saçmalamayın dedik. Ama gitti. Bugün SM'e sözleşmesinin feshi için dava açtığını öğrendik. Haberin linkleri;

K-Pop Turkey haberi ===> Burada
EXO Planet Turkey haberi ====> Burada
Korezin Haberi ===> Burada

SINA adlı medya kuruluşu Luhan'ın EXO'dan ayrılmasının nedenlerden bir kaçı nı şu şekilde belirtmişti;

1. SM Entertainment Luhan için iyi gelecek planları sunmuyor.
2. Koreli ve Çinli üyelere yapılan muamele arasında fark var.
3. Kazanılan paranın bölüştürülmesi makul şekilde yapılmıyor.
4. Fazla çalışmaktan dolayı sağlık problemleri ve stres yaşıyor.
 Gelelim kişisel yorumuma. Kafam o kadar karışık ki... Bir yanım deli gibi SM'i suçlamak istiyor. diğer yanım da Luhan'ın EXO ailem gibi dediği halde neden bıraktığını anlamaya çalışıyor.SM'i suçlamak istiyorum çünkü son zamanlarda o kadar çok ayrılık yaşandı ki SM'de. Normalde asla şirketi suçlayan biri değilimdir. Hatta iki tarafında kusurlu olduğunu savunurum hep. Jessica olayında bile bu durum böyleydi benim için. İki tarafında hatası vardır dedim hep. Ama şimdi bunca ayrılık, bunca olaydan sonra beynimde hata payı yüksek olan tarafın SM olduğu yankılanıyor. Luhan Back to 20 film çekimlerindeyken hem film için hem TLP konserleri için tabiri caizse it gibi koşuşturdu. Hepimiz biliyoruz ki Luhan'ın yükseklik korkusu var ve uçak seyahatlerini uyku hapı alarak tamamlayabiliyor. Son zamanlarda Luhan'ın bariz bir şekilde zayıfladığı ve yıprandığı kimsenin gözünden kaçmıyordu. Zaten ayrılma kararı da bu sağlık sorunlarından sonra ortaya çıkmış. Luhan dinlenmek için Pekin'e döndüğünde fazlasıyla mutlu hissetmiş kendini ayrıca ailesinin yaşlandığını ve onların yanında kalmanın daha doğru olacağını düşünmüş. Tabi her şey bu kadar basit mi? Elbette değil. Şirket Çinli üyelerinin eve gitmelerine kısıtlama getiriyordu üyelere programları olmasa bile ailelerini göremiyorlardı. Ha geride kalan 10 üye Luhan'dan az mı çalıştı? Elbette hayır. Anlayamadığım yerlerden birisi de bu zaten. Sanırım biraz da memleket meselesi bu durum.

SM ayrılma kararı için yaptığı açıklamada bu kararı bu sabah öğrendiklerini ve şok olduklarını belirtmiş. Bal gibi yalan. Fanlar bile farkındayken şirketin haberi olmaması imkansız bence. Ayrıca açıklamada Luhan'ın EXO'nun popülerliğini kullandığını belirtilmiş. VeLuhan bu kararı alırken  Çin'deki şirketlerin aklını çeldiğini belirtmiş. Tam olarak böyle yazmasa da okuduklarımdan çıkardığım bu cümlelerdi.  Popülerliği kullanma kısmına zerre kadar katılmasam da Çin'deki şirketlerin Luhan'ı destekledikleri Weibo güncellemeleriyle de bariz bir şekilde belli.

Bazı fanlar  'Bunun için miydi? Para için miydi?' diyor. Bende tam olarak neden bu olmasa da bu da büyük bir etken diyorum. Hiçbirimiz masal aleminde yaşamıyoruz elbette bu denli zorlanan, sağlığından olan, ailesini göremeyen üstüne üstlük bu çalışmasına rağmen emeğinin karşılığını alamayan bir üye kendini ülkesinde destekleyen bir şirket bulduğunda ve orada geleceğinin daha iyi olacağını düşündüğünde elbette ki böyle bir karar alabilir. Belli ki bir şirket Luhan'a ulaşmış ve ona yardımcı olacaklarını söylemiş. Bu kadar yorulmuşken Luhan'da geri çevirmemiş.  Kulağa bencilce gelebilir ama ben ne Kris için Ne Luhan için tüm şartlar güllük gülistanlıkken keyiflerinden ayrıldıklarını düşünmüyorum.Geride kalan 10 üyeyi de Luhan'ı da Yi Fan'ı da destekliyorum. Yine bazı fanlar 'İdol olmak kolay mı elbette çalışacaklar neden hemen pes etti?' diyor. Haklılar mı? Elbette haklılar. Ama bize buradan konuşmak o kadar kolay ki. Dediğim gibi kimse milyonları karşısına alıp terk etti kelimesinin duyacağını bildiği halde keyfinden ayrılmaya kalkmaz. Ki Luhan tüm yorgunluğuna, hastalığına rağmen Pekin konserine çıkmış ağlayarak şarkısını söylemiş, gözündeki şişlik için fanlarından özür dilemiş, şişlik görünmesin fanlar üzülmesin diye eliyle gözünü kapatmış bir üye. Kesinlikle basit nedenlerden gitmedi Luhan.

Ayrıca SM'e bu gidişleri engellemediği için kızgınım. Belki Luhan'ın solo aktivitelerine biraz daha ağırlık verseydi, programları biraz daha insancıl yapsaydı bugün bu durum yaşanmazdı. İnsancıl diyorum çünkü ben bile EXO'nun haberlerini takip ederken yoruluyorum. Tamam çalışmasınlar demiyorum çıkış yapalı 2 sene olmuş ve bu denli ünlü bir grubun çalışmaması abes olur ama arada dinlensinler diyorum. Laf yine dönüp dolaşıp aynı yere  geliyor kısaca. Yani hala suç tam olarak kimde bilemiyorum. Yine iki tarafında hatalarının olduğunu ama bu defa SM'in hata payının daha yüksek olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca Çinlilerin keşfedilmiş idolleri saflarına çekmek için verdiği çaba da takdire şayan doğrusu (!!!)

Her neyse... Üzgünüm, yoruldum, gidişleri izlemekten bıktım ama hala yanınızdayım çocuklar. Bir kişi bile kalsanız ben EXO-L'im ve buradayım. Bu arada Suho.... Güçlü kal lütfen şuan o kadar yorgunsun ki tahmin etmek hiç zor değil. Güçlü kal.

Ve Luhan. Her zaman yanındayız EXO-L'ler olarak. En azından ben yanındayım. Her zaman seninleyiz Sang Namca. Sen Sang Namca'sın güçlü kal. Mutlu ol ve güzel işlere imza at.~~






4 Ekim 2014

Bayramların Nicesine~~



Bu birlikte şahit olduğumuz ikinci bayram pek sevgili Şemspareseverler^^ Sevdiklerinizle ve birlikte daha nicelerine diyor kısa kesiyorum giriş, gelişme faslını.

Klişelerden gidecek olursam bu bayram ve bundan sonraki her gün için;


  • Barışın hakim olduğu, petrol, toprak gibi lanet metalar için birbirini öldürmeyen bir dünya,
  • Huzuru olan, acı yüzünden gözyaşı dökmeyen bir dünya,
  • Çocukların ağlamadığı bir dünya,
  • Mazlumun üstünde patlayan bombaların olmadığı bir dünya, 
  • Birbirini kesip biçip cihat anlayışını çarpıtarak islamı kendine maske yapan karaktersizlerin olmadığı bir dünya,
  • Çocuklarının ölüsünü kucağında taşıyan anne-babaların olmadığı bir dünya,
  • Yetimin, öksüzün başının okşanıp eline harçlık tutuşturulduğu bir dünya,
  • Bir taraf obeziteden ölürken diğer tarafın açlıktan öldüğü gerçeğini barındırmayan bir dünya,
  • Birbirinin hatasını görüp egosunu tatmin etmek için bunları kullanan insanların olmadığı bir dünya,
  • Ben dahil tüm gençliğin elimizden geldiğince çalışarak vatanına yararlı bir birey olacağı bir dünya,
  • Gerçekten ama gerçekten mutluluğu iliklerine kadar hisseden insanların olduğu bir dünya,
  • Şükretmeyi bilen insanların fazla, doyumsuzluğu yüzünden bir türlü memnun olmayan insanların mümkün olduğunca az olduğu bir dünya,
  • Sevdiklerinin değerini onları kaybetmeden önce bilen insanların olduğu bir dünya,


                                                                                                                 İSTİYORUM. 
                                                                                                        ve dua ediyorum...


Bayramınız mübarekli olsun çok çok çok çok çok sevgili okurlarım :) Nice elinizin öpüleceği, torunlarınıza harçlık vereceğiniz bayramlar görmeniz dileğiyle...

Sağlıcakla, selametle, muhabbetle kalınız~~

1 Ekim 2014

Fated To Love You 2. ve 3. Bölüm Hasılatı

Şirinim, şirinsin, şirin. :')
Aslında böyle bir post yazmak gibi bir niyetim yoktu ama dizinin ikinci ve üçüncü bölümlerini izleyince 'Ayy bu tam blogluk ayy bu tam paylaşmalık' deyip durdum. E hal böyle olunca da finali izlememi beklemeden bir kaç replik ve gaiplik paylaşacağım sizinle :) Dün It's Okay, That's Love'ı bitirdim ve jet hızıyla yeni dizime başladım. Aslında dizinin birinci bölümünü izlemiştim bir hafta kadar önce şimdi de 2 ve 3. bölümlerini izledim. Üslubum neden bu kadar sıkıcı bilmiyorum :)

Üslubumun sıkıcılığının aksine dizimiz bayağı cidden bayağı eğlenceli. Bu dizi de final yaptı ve fazlasıyla beğeni topladı. E ben durur muyum, 151465 tane yarım dizim olmasına rağmen bu diziye de başladım. Maymunun iştahı halt etmiş yanımda.

Ne konudan, ne karakterlerden bahsedeceğim. Spoiler gibili olabilir izlemeyenler uzak kalsın lütfen. Çünkü..... Çünkü.... Çünkü ben de bu dizide spoiler yedim. -ağlıyor-

Yani dizi tanıtımı amaçlı değil işsizlik temalı bir post var karşınızda. Başlıyorum :)

Bay Kahkaha!! Bu adam yerli- yersiz attığı kahkhalarla gecenin bi körü benimde kıkırdamama sebep oluyor. Açıkçası çirkin bir sesle gülüyor ama mutlu oluyorum çünkü bende gülüyorum. Hep kahkaha at Lee Gun! Bu arada Hyun Bin'e benzemiyor mu bu adam yahu?


İşe yaramaz fotoğraf no.1
Kulağındaki pembelik sizinde dikkatinizi çekmedi mi? Üstüne tıklarsanız daha net görürsünüz efenim. Normalde ışık vurunca ten rengi kırmızı bilemedin turuncu olur ama bu ultra sevimli abimizin kulakları güneş vurunca pembe olmuş. İlginç.


Ve Şerlok Şems sahalarda.!! Dizi izlerken lüzuımsuz şeyleri görmekte üzerime tanımıyorum. Bilirsiniz dizilerde-filmlerde ufak hatalar olur. Sizde bunları fark edince kendinizi Einstein kadar zeki hissedersiniz. Hatta 'Einstein benim çırağım olur be!!' triplerine bile girersiniz utanmadan. Şuan bu sahnedeki hatayı fark ettiğimdeki 'Ben'i okudunuz. Dikkat ederseniz ilk fotoğrafta kızın ayağında otel terlikleri var. İkinci fotoğrafta ise görünmüyor. Sizi kekliyorum diye düşünmeyin ilk fotoğrafın devamındaki bir sahne ikinci fotoğraf. Keşfettim de başım göğe mi erdi? Hayır. Amaçsız fotoğraf  no:2. Ama Aynştayn benim çırağım haberiniz olsun :P



Şuan karşınızda çantaya aşık olan bir ben var. Neden ben hiç göremiyorum bizim buralarda döyle çantalar ama? Çok şirin değil mi sizce de? 




Shin Min Ah'tan sonra bir kadın oyuncu ilk kez bu kadar şirin geldi gözüme. Shin Min Ah hep en birincimdir şirinlik konusunda ama bu kızımızda fazlasıyla sevimli değil mi ? Özellikle burnu... Minnacık. Tam gözlüklük gerçekten Kumkumul'um :)
Gelelim repliğe. Bende diyordum neden bu tatlıyla hiç aram yok? Sizce mümkün mü bu? Şaka bir yana gerçekten tatlıyı severim ama fazla yiyemem. Ama acı ve baharat söz konusu olunca rakip tanımam. Ben baharat yiyerek mutlu olmayı diliyorum olmaz mi Kim Mi Young-shi? 






Repliğin argoluğuna aldırmadan paylaştım maruz görünüz. Ama içinde bulundukları durum dolayısıyla o kadar komik bir haldelerdi ki EG almadan edemedim :) Ve bunu söyleyen bir anne. Yalnızlık başına vurmuşsa demek ki... Bu kadını çok sevdim nedense :))





Çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır.! Hoş bu kızımız bakımsızken de fazlasıyla güzeldi ama neyse. Güzel olduysan git evlen bence.



Aldığım EG'nin güzelliğine bakar mısınız. Kader değil de ne?  Romantikli sahne aşığı bu kızı dinlediniz.

Adının sıradan ve çoğu kişide bulunduğunu söyleyen Mi Young' kızımıza Lee Gun'un verdiği cevap. Bardağın dolu tarafı felsefesi :) Bence güzel olanı yani. . Çok mantıklı konuşuyor çatlak başkanımız ama, sevsinler :))

Evet 2 bölüm izlediği halde replik paylaşma aşkıyla yanan bir Şems oldum ben. Diziyi fazlasıyla beğendiğim içindir belki de kim bilir?

Bugünlük bu kadar~

Mutlu kalın!! :))

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...