16 Kasım 2014

Konsantre Post: 4 Film 1 Yazı

Merhaba Arapça bir kelime imiş biliyor muydunuz? Bende kısa sürece önce öğrendim, şaşırmadım desem yalan olur. Sizinle de paylaşmak istedim ama neden böyle bir paylaşım şekli seçtim bilmiyorum^^

O zaman merhaba güzel insanlar, merhaba.

Geçtiğimiz bir ay boyunca izlediğim filmlerin kısa kısa yorumları için buradayım bugün. Gönül isterdi ki hepsini ayrı ayrı postlarda yorumlayayım ama o kadar ayrıntıya gerek olmadığı için böyle konsantre bir post hazırlamaya karar verdim. Gelelim hangi filmlerle tanış olmuş dimağım?





1. PEK YAKINDA

Bir Cem Yılmaz filmi. Cem Yılmaz bu sefer ilk kez yönetmen koltuğunda tek başına oturuyor. Çoğu insanı hayal kırıklığına uğratmış, öyle okudum yorumlarda. Benim için de geçerli mi bu durum? Aslında hayır. Çünkü filmi fazlasıyla samimi buldum ben. Sinemada izlediğim arkadaşlarımdan sıkılanlar olmuştu ama ben sıkılmadım izlerken. Aksine gayet eğlendiğim sahneler oldu. Kısaca konusundan bahsedecek olursam. Baş kahramanımız korsan film işinde olup eşiyle arası işi yüzünden bir hayli bozuktur. Boşanma arefesindedirler. Esas oğlan boşanmak istemez eşinden. Ayrıca korsan sektöründe olduğundan film çekimleri, yöntemleriyle fazlasıyla ilgilidir. Filmler için kostüm ve ekipman tedarik eden bir arkadaşıyla konuşurken bir şekilde senaryosu yayınlanmamış bir senaristle tanışıp o filmi çekmeye karar verirler. Böylece kendini eşine karşı kanıtlayacak ve yuvasını kurtaracaktır. 

Aslında fazlasıyla üstünkörü anlattım ama spo vermemek içindi her şey. Filmde uygulanan 'film içinde film' olayı çok hoşuma giden başka bir yöndü. Ve Cem Yılmaz'ın değişmez kadrosunu da görmek beni hiç şaşırtmadı doğrusu. Oyunculuklar fazlasıyla iyiydi bence. Velhasıl kelam ben beğendim, komedi yönü diğer filmleri kadar ön planda olmasa da  benim için hayal kırıklığı değildi.





2. SİHİRBAZLAR ÇETESİ

İşte beğendim dediğim filmlerden birisiydi. Çok seviyorum bu tarz filmleri yahu. Son zamanlarda ısrarla romantik komedi (benim deyişimle RomKom) izlemeye çalıştım ama olmuyor sevemedim şu türü bi türlü. Onun yerine bu film gibi içinde sürekli bir gizem barındıran filmler daha çok benlik. Yine bu filmimizde böyleydi. Adından da anlayacağımız gibi dört sihirbaz çeşitli yöntemlerle bir çete altında toplanıyor. Hepsi başka alanlarda uzman. Ve bu çete bilinmeyen bir kişilik tarafından yönetiliyor. Çetenin yaptığı gösteriler yasal yoldan uygunsuz görülünce FBI bu çetenin peşine düşüyor. FBI ve Sihirbazlar Çetesi'nin yaşadığı koşuşturmayı ve gizemi anlatan filmimiz bence fazlasıyla iyiydi. Filmi izlerken sürekli 'NASIL YA? NASIL OLUR?' diyorsunuz. Kadro açısından ise sağlam isimler vardı. Yani izlememek için neredeyse neden yok. Üstelik finali fazlasıyla tatmin edici ve şok ediciydi. Aslında şaşıracağımı biliyordum ama bu kadarını beklemiyordum. Spo vermemek adına kısa kesiyorum ve tavsiye ediyorum. Benim gibi gizem ve aksiyon seviyorsanız izleyin derim. Cidden izleyin, izlettirin.

,


3. SADECE AŞK

Ve Şems'in RomKom izleme girişimlerinden bir örnek daha. Filmler iyi hoş da sonları o kadar alaleda ki. Film bittiğinde arkadaşlarıma bakıp 'BU MUYDU YANİ? BU MUDUR?' diye çemkirdiğim doğrudur. Kısaca konudan bahsedersem meme kanserine yakalanmış ve iki sene savaştıktan sonra göğsünü kaybetse de hastalığı yenmiş orta yaşlı kadın başrolümüz evli ve iki çocukludur fakat kanser sürecinde kocası kendisini aldatmıştır. (KARAKTERSİZ, PİSLİK, GEREKSİZ İNSAN)  Zavallı kadın da bu gerçeği uygunsuz bir şekilde öğrenmiştir. Üstüne üstlük pişkin pişkin bunu söylemekte çekinmemiştir pislik adam. Ve burada esas oğlan devreye girer. İkilinin tanışıp aşık olabilme ihtimali sürecini işliyor filmimiz. Konu klasik ve bir albenisi yok ama izledim işte. Sonu ise felaket askıda kalmış bir sondu. en azından benim için öyleydi. Sevemiyorum ben bu RomKomlerın finalini yahu! Olmuyor yani, yapamıyorar. Romantik komediden uzak bu romantik komedini izlemek isterseniz siz bilirsiniz :P



4. AŞK ve GURUR

Buram buram asalet kokan filmimize merhaba diyiniz^^ Film Jean Austen'in aynı adlı kitabından filme aktarılmış. 18. yy'ın İngiltere'sinde geçen filmimiz bence gayet dozunda bir güzelliğe sahipti. Romantizm açısından yavan bir filmdi kabul ediyorum ama diğer açılardan - özellikle kostüm ve yer- çok başarılıydı. Ayrıca konuştukları İngilizce'ye gözlerimden kalp fışkırarak baktığım doğrudur. İzlerken nedense (?) sürekli Seyhan geldi aklıma^^ Konusundan kısaca bahsedeyim; Esas kısımız Elizabeth dört kız kardeşe sahiptir. Ve zamanın şartlaırından dolayı bu beş kız balodan baloya geziyor ve tabiri caizse varlıklı bir koca adayı arayışına giriyorlardır. Fakat Elizabeth farklıdır. Onun için en önemlisi aşktır. Aşık olmadan evlenmeyecektir. Fakat çelik sertliğinde bir gurura ve hazır cevaplığa sahiptir. Esas oğlanımız Mr. Darcy ise kültürlü, varlıklı, burnu havada ve soğuk bir tiptir. Tahmin edersiniz ki bu ikili arasındaki olaylar silsilesi anlatılır filmde. Ama şunu söylemek istiyorum ki sonunu beğenmedim. Yani yavandı birazcık. Neyse diyor devam ediyorum. Kısaca film izlenilesi filmler listenize girebilecek düzeydedir^^ 


Şimdilik bu kadar benden. Bir sonraki yazıya kadar sağlıcakla kalınız pek sevgili sayfa sakinlerim^^


11 Kasım 2014

*Mim - Yiyecek ve İçecekler*



Adeta benim için oluşturulmuş olan mime el sallayın Şemspareseverler! Takip edenler az çok bilir yemeyi seven bir kişiliğim var. Bu huyumu sevmesem de yemeyi çoğu şeyden daha çok seviyorum. Çoğu şeyden daha mutlu etmiyor mu sizi de? Yaşasın yemek yemek diyor ve bu mimi bana paslayan Mim Makinam Uçay'a teşekkür ediyorum^^ Aslında önce D.S.K'da görmüş yapmak istemiştim ama fırsat olmadı paslanınca da yapmak farz oldu. O zaman başlayalım?

En sevdiğiniz yemek: 

Benim gibi yemeksever bir insana en son sorulacak sorulardandır kendileri. Tüm yemekler benim evladım ve ayırt edemiyorum yahu! Ama çok çok çok zorlarsam yaprak sarması diğerlerinden bir tık önde sanki.


En sevdiğiniz tatlı: 

Ben baharat çocuğuyum. Tatlı bir süre sonra kesiyor beni. Zaten en'lerimin arasında sütlü tatlılar var. En en en birincim ise ayın anlam ve önemini de vurgulayarak söylüyorum ki AŞURE. Ayrıca buradan o teyzelere sesleniyorum 'kapınızın önüne bir kase aşure bırakın ki öğrenciler ağlamasın!'


Siz çocukken anneniz sizi;

'Eve gel yemek hazır!' diye çağırırdı, ben ise gelmemekte ısrar ederdim çünkü oyunun en heyecanlı yerindeydim nasıl bırakırım? 
'Ekmeğime çikolata sürsene anneeaaağğ' diye çığlık atardım. Kıyamazdı tabii ki o da. Canım benim, sadece benim değil arkadaşlarımın da ekmeğine çikolata sürer tutuştururdu elimize. O ekmeğin tadı hala aklıma kazılı desem?


Çocukken de şimdi de: 

En güzel yemeği annem yapıyor, net.





Yemeği sevdiğiniz ilginç şeyler:

 Oooo benim öyle garip kombinlerim var ki yiyeceklerle ilgili. Çoğu zaman çevremden tepki bile alıyorum. 'Nasıl bir miden var senin Allasen?' diyorlar.

Mesela kendimi bildim bileli üzüm sirkesine bayılırım. Ekşi aşığı biri olarak mayhoş tatlar o kadar hoşuma gidiyor ki. Sirke seven bir arkadaş, korkunç değil mi? 

Mesela küçüklüğümden beri acıktığımda ekmeğime ketçap sıkarım. Şu yaşa geldim hala acıktığımda ilk başvurduğum yol ekmek arası ketçap. Acılı ve Tat marka olacak. Diğerleri aynı tadı vermiyor ama reklam için demedim cidden^^ 

Mesela tatlıların yanında yoğurt ya da turşu yemek. Biliyorum şuan 'ööğğkk' dediniz ama tekdüze tatlara tahammül edemiyorum. Sürekli tatlı ya da sürekli baharatlı olunca araya başka bir tat katmak istiyorum. Ve bunu istemeden yapıyorum. Mesela revani yerken bir bakmışım çatalım yoğurt tabağına dalmış. Garibim kabul.



Türk mutfağı dışında sevdiğiniz mutfak: 

Makarna sevdalısı bir insanoğlu olarak İtalyan mutfağı fazlaca hoşuma gidiyor. Kore Mutfağı derdim ama Koreliler deniz ürünlerini çok sık kullanıyor ve ben balıktan pek hoşlanmam. İtalyan Mutfağı iyidir iyi.


Yemeği sevdiğiniz en sağlıksız şey: 

Kuşkusuz ki cips. Vazgeçemiyorum. Olmuyor çok denedim ama hep yenik düştüm. Çok şükür ki cips bende sivilce etkisi yaratmıyor yoksa halim haraptı a dostlar. Tam olarak hayatımdan silemesem de  tüketim sıklığımı minimuma indirdim. Mesela en son 1 ay önce yemiştim. Alkış bana^^



Alerjiniz: 

Yok, hiç yok çok şükür. Tüm yediklerimi memnuniyetle kabul ediyor vücudum. Canım bedenim :P






Kitap okurken, film izlerken vs. elinizin altında bulunmasını istediğiniz şeyler: 

Liste yapacak olursam ilk 4'üm
- Meyve -kitap için-
- Cips ve içecek 
- Patlamış mısır ve meyve
- Ramen

Çok sağlıklılar(!) biliyorum. 



En sevdiğiniz meyve: 

Karpuz ve turunçgiller. Bir de vişne, bir de erik, bir de..... Tamam sustum :)


        En sevdiğiniz atıştırmalık: 

Baharatlı krakerler ve patlamış mısır. Seviyorum ama ne yapayım?



En sevdiğiniz içeçek:

 Şüphesiz, kuşkusuz, kesinlikle ayran. Çok seviyorum öyle böyle değil. 




Asla yemeyeceğim ve içmeyeceğim dediğiniz şeyler: 

Haram olan yiyecekleri dahil etmezsek asla yemem dediğim şey beyin, dil vs. sakatatlardır. Beyin nedir Allah aşkına? Hayvanın yiyecek yeri mi kalmadı Mehmet bey amca? 


Sonsuz tane de olsa yiyeceğiniz şey: 

Taneli bir şey mi olacak? Midem elverdiği yere kadar ölümüne erik yerim. Ama erik sulu ve yeşil olacak, lütfen. 


Çorbaların kralı:

 Soru mu bu ? Mercimek tabii ki. Kaç yaşına gelirsem geleyim benim için çorbaların imparatoru annemin mercimek çorbasıdır.


Kahvaltıda tercih ettiğiniz şey:

 Aslında peynir, zeytin, ekmek ve domates çok yeterli benim için. ama tabii ki diğer kahvaltılıklara kapım ardına kadar açık. En basite indirgersem bu dörtlü vazgeçilmezlerden. 


Açken ben: 

Ben değilim.



Bir keresinde yemek yerken: 

Çocuğum daha, tahminen ilkokul 3-4. sınıftayım. Abimin midesi o kadar çabuk bulanırdı ki mesela ağzınızı şapırdatsanız masadan kalkardı. Tabii çocuktu o da. Bir gün sadece abim ve ben yemek yiyoruz. Ne yiyoruz hatırlamıyorum ama muhtemelen sofrada sevdiğim bir şey var ve bende abimle paylaşmak istemiyordum. O da aynı benim gibi nasıl sever yemek yemeyi. Ne yapsam da yemek bana kalsa diye düşünürken birden ağzımı açıverdim. Çocuk aklı tabi iğrençlik umurumda mı? Zerre değil. O da ağzımda çiğnediklerimi görüp tabii ki sofradan kalktı. Tabii ki sonra yemekle beraber abiden yenilen ufak çapta azar da vardı ama sonuçta yemek benim olmuştu. Kıskıskıs 

Vee mim tamamlandı. Bazı yiyecekleri yazmadım diye içim gitse de bitirdim mimi. Vee ben de mimi

Mimlenmiş ama yine de Kumkumul'um Ekmek Kırıntısı'na
Seyhan'a paslıyorum ^^

Kolay gelsin efenim~~ 
Bir sonraki posta kadar sağlıcakla kalın çok çok çok sevgili takipçilerim.

7 Kasım 2014

Şems Mutfakta~~ Omurice Tarifi



Ve Şems mutfağa girer elinde bıçağıyla, usulca yaklaşır soğanlara dırırırırım.....

Lüzumsuz giriş cümlemin ardından sebeb-i yazıma geleyim. Mutfağa girdim ben ama bu sefer öyle geleneksel Türk yemekleri için değil bir Uzak Doğu yemeği için. 
Rooftop Prince izleyenler bilir esas kızımız Park Ha acıkan dörtlümüze hazırlamıştır bu yemeği. O kısmı paylaşmak istedim ama koca Yutup'da bir tane bile o sahnenin kesilmiş halini bulamadım, ''izlemek isteyenler 2. bölüm 40-50 dk. arası'' O zamandan beri yapmak istemişimdir. Yeni nasip oldu bende hemeeen sizinle  paylaşmak istedim. 

Görüntüler fazla kaliteli olmasa da idare ediverin^^ 

Öncelikle yemeğimizin isminden başlayalım. Adı: Omurice. Omlet ve rice yani pirincin birleştirilmiş hali. Kısacası omletli pilav diyelim biz. Aslında Japon Pirinç Omleti diye de bulabilirsiniz ismini. 
Size vereceğim ölçü ortalama dört kişilik bir topluluk için. O zaman tarife geçelim?

Pilav için;
  • 1,5 su bardağı pirinç
  • Bir orta boy soğan,
  • 150 gr. kadar tavuk göğsü
  • 2 adet yeşil biber,
  • 6-7 adet orta boy mantar,
  • 1 adet orta boy havuç,
  • Tuz, ve  1 yemek kaşığı kadar ketçap

İsteğe göre,
  • Kırmızı biber (sebze olarak),
  • Patates,
  • Bezelye,
  • Salam, sosis vb.

Omlet için;
  • 6 adet yumurta
  • 2 yemek kaşığı süt
  • Tuz




Gelelim hazırlanışına; Öncelikle  tavuk göğsünü küçük parçalar halinde doğruyor ve yağ eklenmiş tavaya atıyorsunuz ki sotelensin. Diğer taraftan da pirinci klasik pilav mantığından biraz daha lapa olacak şekilde haşlıyorsunuz.  Sonra da bu saydığım sebzeleri küçük küçük doğruyor havucu rendeliyorsunuz. Tavuklar sotelendikten sonra soğanı atıyorsunuz. 









Soğanlar da iki dakika kadar kavrulduktan sonra biber ve havuçları ekliyorsunuz. E az sebzeler hafifçe kendinden geçtikten sonra da mantarı atıp güzelce soteliyoruz. Sonra haslanmış pirinçlerimizi ekliyoruz ve iyice karıştırıyoruz. Damak tadınıza göre tuzladıkdan sonra isterseniz pulbiber gibi baharatlar ekleyebilirsiniz biz eklemedik ama^^ Ve son adım ketçap. Aroma ve pilava renk olsun diye ekleyebilirsiniz. Pilav bir iç pilavı gibi göründüğünden dolayı aslında evde ne varsa atabilirsiniz ben sadece belli başlı malzemeleri saydım. Konserve mısır bile ekleyebilirsiniz, keyfinize kalmış.Pilavımız hazır^^ 



Omlet adımına geçecek olursak önce bir kapta 3 yumurtayı kırıp bir yemek kaşığı sütü ekliyoruz ki omletimiz yumuş yumuş olsun. Bir mitar da tuz ekledikten sonra hafif yağlanmış  geniş bir tavaya yumurtayı döküp omletimizi hazırlıyoruz. Pişmiş olan omleti tavadan almadan önce kenar kısmına iç pilavımızın yarısını koyuyoruz. (baktınız yarısı fazla oluyor, yarısından az koyabilirsiniz :') Sonra omletin pilav konmayan kısmını diğer tarafa kapatıyoruz. Ve elimizde yarım ay şeklinde bir omurice var! Hayırlı olsun^^ Üzerini yine ketçap ve istediğiniz başka malzemelerle süsleyebilirsiniz. Diğer 3 yumurta ve kalan iç pilav için aynı adımları izliyoruz.

  Nasıl anlattım bilmiyorum ama anladınız bence siz. ^^



Aslında dediğim gibi pilavın içi çok daha fazla malzemeyle olabilirdi ama biz kaynak aldığımız tarife sadık kalalım diye sadece yazanları ekledik. Sonradan fark ettik ki içine ne atsak olurmuş . Siz evde yaparsanız eğer sevdiğiniz her şeyi koyabilirsiniz benden size izin^^ 

Aslında yapmak istediğimiz yandaki gibi bir şeydi ama ben ve arkadaşlarım ilk denememizde yukarıdaki güzelliği çıkardık ortaya, görüntüsü ye beni demese de emin olun tadı fıstık gibi! Denemek isteyenlere şimdiden afiyet ola! Yeniden yaparsam -ki yapacağım- daha güzel sunumlarla bekleyin beni Şemspare severler!! ^^ 

Bir sonraki posta kadar sağlıcakla kalınız~~

2 Kasım 2014

Dikkat Bu Bir Saçmalayıştır!



Bu yazı 'en değerli olmayan' küçük hanıma ithaf edilmiştir.


Evet bu bir saçmalayıştır çünkü aklımda yazmak için ne bir konu ne bir fikir var. Saçmalayacağım işte. Okumayıp es geçebilirsiniz, okuyup susabilirsiniz. Size kalmış.

''Sessizce hıçkırdı genç adam. Onu hiç yalnız bırakmayan gökyüzüne doğru sessizce hıçkırdı ve fısıldadı;
'Sen bile sevmiyorsun artık beni, sevseydin ağlardın. Hediye ederdin damlalarını kirpik uçlarıma. Sevseydin bağırırdın, susmazdın, kendine gel derdin. Sevmiyorsun be gök kubbe, sevmiyorsun!'
Soğuktu hava ama içi kadar değildi bu soğukluk. Issızdı etraf  ama içi kadar ıssız değildi hiç bir mekan. Ve hiçbir bulut onun gözyaşı kadar damla taşımıyordu içinde.
Adımları asfaltı usulca ezberlerken bir kez daha, bir kez daha ve bir kez daha fısıldadı; 
'Sevmiyorsun.' ''

İnsan neyi sevmeli, ne kadar sevmeli, daha doğrusu sevmeli mi? Olmuyor mu sevmesek? Demiş ya zat-ı muhteremin birisi 'Yaradılanı sev Yaradan'dan ötürü.' diye. Sevelim mi sahiden sevdikçe sevmeye layık olmayanları? Sevelim mi sahiden boğazımıza kocaman yumruyu oturtanları? Sevelim mi peki ellerini, sırtını, omzunu koşulsuz şartsız verenleri? 

Öyle bir bohça düşünün ki hiç boşalmıyor. Dağıtıyorsunuz bohçanızdaki en güzel çiçekleri, en mis kokuları ama bitmiyor. Aksine bohça büyüdükçe büyüyor, ne bereketli! Sizde daha fazla dağıtıyorsunuz, esirgemiyorsunuz. Sonsuz olduğundan değil esirgemeyişiniz. Elinizde azcık kalsa da dağıtırdınız. Sonra bi bakıyorsunuz esirgemedikleriniz esirgemiş sizden bohçasını. Halbuki onunki de sonsuz. Bilmiyor, yazık. 'Eyvallah' diyorsunuz. 'Sen esirge, ben senin bohçana kendimden katarım yine de.' 



*******************************************************************************


İnsanlar görüyorum 'Ben neden birisinin en değerlisi değilim?' diyor. 'Mecbur musun birisinin en değerlisi olmaya?' diye haykırasım geliyor yüzüne yüzüne. Bu cümleyi yazan arkadaş yaş itibarıyla deli zamanında, sevilmek istiyor. Düşündüklerimi söylesem ters tepecek, anlamayacak, anlamak istemeyecek belli.Susuyorum tabii ki. Hobimdir, söylemiş miyim? Nasıl bu kadar çok konuşurken bu kadar çok susabiliyorum ben de anlamıyorum doğrusu. Küçük hanım okumayacaksın biliyorum bu yazıyı ama yine de yazıyorum. Bak bu paragraf senin için, sana yazılmış, mutlu oldun mu? Kimsenin en değerlisi olmak zorunda değilsin. Kimse senden daha değerli değil çünkü. Ki emin ol birisi için en değerli olmasan bile Rab seni en değerli olarak yaratmış. Doğuştan torpillisin yani. Evren senin için yaratılmış var mı daha karizmatik olanı? Anne değilim ama annen için en değerlisindir,bilirim. Mesela içtiğin su için en değerlisi sensin, senin için var olmuş çünkü. Ciğerlerine doldurduğun hava için de öyle, kokladığın çiçek için de. En değerlisin hep, uzaklara bakma. 


Bunu yazan 'küçük hanım' da haklı, herkes sevmekte, bohçasını başkasına dağıtmakta bu kadar bencil olmasa konuşmayacak böyle. Ben de bencilim bakmayın bana. Ama diyorum ki 'Allah rızası için. Sev yahu, Allah için sev, Rabbiniz aynı sev gitsin!' Sevgi sihir. İki ucu keskin bıçak, sevsen de acıtıyor sevmesen de. Mesele layık olanı sevmekte. Ama seviyorsan söyleyeceksin, tutmayacaksın içinde. Nereden biliyorsun saniyelerinin kalmadığını? 

'Seni seviyorum yastığım.' diyeceksin anlamasa da. Vakit az, kuşlar uçuyor azizim, söyle sende. Seviyor musun?

Ne çeliştim kendimle yahu. Ne dedim şimdi ben, seveyim mi sevmeyeyim mi bu insan denen eşref-i mahlukatı? O zaman, diyorum ki her şeye rağmen ama her şeye rağmen sevmek lazım. İnsanın ilacı ne eczanede satılır ne damara zerk edilir. Sevgi dediğin ilaç gözden göze, kalpten kalbe akıyor. Esirgemeyelim birbirimizden ilacımızı be? Çok mu zor bir tebessüm, çok mu zor bir iyi ki varsın demek? Saniyelerin geriye akarken sen ileriye ak, yüreğe ak şifa diye. Seviyorum şu kelimeleri okuyan güzel insan, seni de seviyorum. Kardeşiz sonuçta değil mi, sevmek lazım.'En değerli olmayan' küçük hanım seni de seviyorum hadi gülümse.


Velhasıl kelam sevelim güzelleşelim azizim, sevelim.






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...