4 Aralık 2015

Yaşıyorum!




Merhabalar pek sevgili Şemsseverler~

Biliyorum bazılarınız "doğru mu okuyoruz?" diyorsunuz. Evet, hazirandan beri  tek kelime yazmadığım bloguma yaşadığımı belli etmek için bir post giriyorum. F klavye ile yazdığım için yazım yanlışlarım için şimdiden özür dilerim.

Neredeydim?

Cevaplanmayı bekleyen yorumlarıma bile dönemedim çünkü Şems kız bilgisayarı ile ayrı düştü. Ana sorun çok değerli bilgisayarına hasret kalması. Ayrıca stajı, hazırlanması gereken sınavları onu blogundan iyice uzaklaştırdı. Dolayısıyla bloguna aylarca tek kelime yazamadı ama yazmayı, sizi okumayı, sizinle yorumlaşmayı çok çok çok özledi.

Tatil için evime geldim ve emektar masaüstü bilgisayarımıza oturup teknoloji engelli teyzeler gibi klavye tuşlarına tek tek basarak yazıyorum bu satırları. Biriktirdiğim çok kelime, yazacağım çok post var ve gerçekten yazmayı çok özledim. Utanmasam ağlayacağım yalnız :) ama üzülerek söylemek istiyorum özlemimiz biraz daha sürecek gibi.. En azından şu sene sonu sınavlarımı atlatana ve yeni bir bilgisayar alana kadar biraz ayrı düşeceğiz gibi.

Beni merak edenler var ise, Şems Kız yaşıyor dostlarım ve özlüyor. Sizi de yazmayı da çok özlüyor.

Adeti bozmadan devam edeyim, bir sonraki posta kadar sağlıcakla kalın Şemsseverler~

30 Haziran 2015

Masum Değiliz Hiçbirimiz




Az önce uzun uzun kendimi sorguladım. Bizi sorguladım. Müslümanları, insanları, ülkemizi sorguladım.

Çok sık yapmıyorum bunu, çünkü biliyorum ki her seferinde eksikliklerim canımı yakacak.

'Nereye gidiyor bu insanlık?' klişesinden uzak duracağım. Çünkü olmayan hümanistliğim zarar görüyor.

Bir süre önce 'Amerika 50 eyaletinde eşcinsel evliliği yasal hale getirdi.' başlığı altında profiller gökkuşağına boyandı, yürüyüşler yapıldı, 'Ülkemize de medeniyet gelse keşke.' naraları atıldı. Bu konuda sessizliğimi korumak istedim hep. Münakaşa, laf dalaşı sevmediğim şeylerdendi. Desteklemiyorum evet. Homofobik olarak görünmek, örümcek kafalı, yobaz, geri kalmış yaftalarını yemek umrumda değil. İslamın haram kıldığı bir konudan medeniyet olarak bahsetmek utancımdır. Desteklemiyorum.


Şuan Doğu Türkistan'da, Filistin'de, Gazze'de olanlara sessiz kalıp profillerini gökkuşağına boyayan insanları gördükçe üzülüyorum.. İnsanların, masumların ölümüne sağır ve kör olması canımı yakıyor.
Ha diyeceksiniz ki;

 'Ben oraya #stopterrorisminchina yazınca onlar eziyet görmeyecek mi? '

'Ben burada kendi kendime tepki verince her şeye çözüm mü olacak?' 

Küçük düşünmeyin diyorum. Filistinli bir abinin konuşmasını dinlerken bize 'Belki Filistin siz dua ettiğiniz için kurtulmayacak, belki daha çok acılar göreceğiz ama Allah Filistinli kardeşlerimiz acı çekerken bizim neler yaptığımızı görmek istiyor. Allah biz kardeşlerimiz için ne yaptık onu soracak bize.' demişti.  Dua edelim kardeşlerim. Semaya açtığımız avuçlara annelerin çığlığını katalım, çocukların acısını katalım, bebeklerin masumiyetini katalım. Dua edelim kardeşlerim, Ramazanın yüzü suyu hürmetine dua edelim.

Ha şuan Müslümanların dünyanın çoğu ülkesinde eziyet görmesinin sebebi diğer dinlere mensup insanlar mı? Hayır.

Bir Müslüman olarak okumadığımız için suçluyuz.,
Bir Müslüman olarak ilime bilime meraklı olanlardan olmadığımız için suçluyuz.
Bir Müslüman olarak gözümüzün boyanması, beynimizin yıkanması için önümüze sunulan Facebook, Twitter, Youtube gibi sitelerden kafamızı kaldıramadığımız için suçluyuz.
Bir Müslüman olarak çığlığımızı yine bu sitelerden duyurmaya mecbur kaldığımız için suçluyuz.
Bir Müslüman olarak kendi yaralarımızı saramadığımız için suçluyuz.
Bir Müslüman olarak tek yumruk olamadığımız için suçluyuz.
Bir Müslüman olarak bebek ölümlerine ses çıkarmadığı halde 'LGBT destekliyorum, işte medeniyet!' diye haykıran bir nesli büyüttüğümüz için suçluyuz.



Masum değiliz hiçbirimiz. Tanıdık geldi mi?


28 Haziran 2015

Kitabına Kıyamayanlardan Mısınız?




Siz de kitaplarına evladı muamelesi yapanlardan mısınız?

Siz de yeni bir kitap aldığınızda sayfaları yıpranmasın, bükülme izi kalmasın diye ufacık bir aralıktan kitap okumaya çalışanlardan mısınız?

Siz de çok sevdiğiniz bir satırı defalarca okumanıza rağmen altını çizmeye kıyamayanlardan mısınız?

Siz de kitaplarınızı isteyen insanlar olunca 'Tabii ki okuyabilirsin.' deyip içten içe 'Elveda güzel kitabım, geri gelmeyeceksin biliyorum.' diye düşünenlerden misiniz?

Siz de bırakın kitabın üzerine not almayı çizik bile atmaya korkanlardan mısınız?

Geçenlerde bir annenin kitapların altını çizdiği fotoğraf paylaşımına denk geldim instagramda. Bu anne kitaplarının sayfalarına oğullarını ne kadar çok sevdiğini not almış, bu anne çocuklarıyla o günkü diyaloglarından küçük kesitler yazmış o sayfalara. Ve diyor ki 'Kitaplarım evlatlarıma mirasım, altını çizdiğim satırlar evlatlarıma mirasım.'  O anne kadar güzel anlatamadım belki, onun dilinden okumak için buyrun. 


Düşünsenize birilerinin altını çizdiği satırlara dokunuyorsunuz. O kişi belki yanınızda değil o an ama kelimeleri, fikirleri, o anki duyguları o satırların altında çizilen yamuk yumuk yollarda saklı. Aldığı notlara şahit oluyorsunuz. Belki hayatınız boyunca anlayamadığınız, tanıyamadığınız insanı altını çizdiği satırlardan tanıyorsunuz.

İşte tam da bu yüzden sevdiğiniz satırların altını çizin. Eskiden ben de çizemezdim, kıyamazdım çoğu insan gibi. Geçenlerde eski okuduğum kitaplarıma baktım. Sayfalarda ne ses ne nefes var. Nerede etkilenmişim, nerede nefesim kesilmiş haberim yok.

Yakınlarda okuduğum bir kitabı aldım sonra elime. Çizmişim, çizmişim, çizmişim. Okudukça gülümsedim, ne iyi etmişim. Sayfalara not alacak kadar ilerlememişim belki ama çizdiğim satırlar mutlu etti beni.

Nazan Bekiroğlu 'Birilerine altı çizili kitaplarınızı vermek, yaralarınız emanet etmektir bir bakıma.'
diyor.

Yakınlarınıza, çocuklarınıza, sevdiklerinize miras bırakacak satırlarınız, kelamlarınız olsun istiyorsanız çizin satırların altını yamuk yumuk olsa da. Çizelim hep beraber. Hatta not alalım ufak ufak 'Anne, seviyorum seni.' gibicesinden.

Güzel miraslar bunlar, değerliler.

Bir sonraki yazıya kadar sağlıcakla kalınız Pek Sevgili Şemsseverler~~




25 Haziran 2015

Ev Hanımlığı Sorunsalı



Evet, bu konudan şikayet edeceğim hiç aklıma gelmezdi ama ben yüksek doz ev hanımlığından şikayetçiyim Pek Sevgili Şemsseverler.
Yaz tatili başladığından beri ev işleriyle birazcık fazla hemhal olduğumdan olsa gerek bende bir yaka silkme ruh hali ortaya çıkıverdi. Şimdi annem olsa af edersiniz 'Eşek kadar oldun, bu işleri herkes yapıyor.' derdi.
Yaka silkmem ev işleri yapmamdan değil aslında, her gün aynı işleri yapmamdan.

Bundan bir beş yıl önce en rahat mesleğin ev hanımlığı olduğunu düşünür, akşamları çayını yudumlayan anneme özenirdim. Şimdi işin gerçek yüzü ile karşılaştığımda kaçacak delik arıyorum. Çünkü ev hanımlığı kadar nankör bir meslek daha yok! Evet her gün evi süpür, her gün aynı tabakları tekrar tekrar yıka -Allah'tan bulaşık makinası var-, her gün aynı yerlerin tozunu al, her gün yapacak yemek düşün. Bu bir insan için çıldırtıcı derecede monotonluk içeriyor. Ki tüm ev işlerini ben yapmadığım halde böyle düşünüyorum.

Sonra diyorum ki çalışan bir bayan hem ev hanımı olmalı, hem iş kadını, onlara da üzülüyorum bir parça.

Bir de bu durumun can sıkıcılığına tuz biber olan erkeklerin ev işlerinden elini eteğini çekmesi durumu var. 'Erkek o seninle beraber ev mi süpürsün canım?' diyeceksiniz belki. Ev süpürsün demiyorum zaten ama sofradan kalkarken tabağını tezgaha koysun, çıkardığı kıyafeti kirli sepetine atsın, mutfakta atıştırdıktan sonra tezgahı dağınık bırakmasın diyorum anacım!

Sizde işler nasıl yürüyor bilmiyorum ama bizim evde tabağını tezgaha koymayan, kıyafetleri kirli sepetine atmayan bir yaratık var.

Velhasıl kelam buradan hem annelik yapıp evlat yetiştiren, hem ev hanımlığı yapan annelerimizin ellerinden ultra, über saygıyla öpüyorum. Erkekler! Ayağınızı denk alın!


Bir sonraki şikayet yazısına kadar görüşmek dileğiyle Pek sevgili Şemsseverler~~

Sağlıcakla kalınız ^^

16 Haziran 2015

*Mim / Bir Silgim Olsa*



Ve Şems kızın başlattığı ilk mime el sallayın. Uzun zamandır benim başlattığım bir mim olsun istedim ama nasıl bir mim ile karşınıza çıksam bilemedim. Geçenlerde hobim olan kendi kendine konuşma seansımı gerçekleştirirken düşündüm ki bir silgim olsa -ama bu öyle bir silgi ki istemediğiniz özelliklerinizi silen- hangi sevmediğim yönümü silerdim benliğimden? Birkaç madde sıraladıktan sonra bunu sizlere de sormak istedim. Ve sonra über zeki Şems kız bunu mim haline getirmek istedi.

Kısaca mimimizin konusu 'Eğer bir silginiz olsaydı benliğinizden hangi sevmediğiniz yönünüzü silerdiniz?' Bunu bir içe dönüş olarak düşünün bence :)
5 tane madde sıralarsak bence gayet ideal olur. Fazlası kendini diri diri gömmeye girer, o kadar ileri gitmeye gerek yok bence :)  O zaman ben yavaştan başlayayım, ne dersiniz?

1. Üşengeçliğim'i silerdim.

Şaşırmadınız biliyorum. Üşengeçlik genlerime yerleşmiş diye kendimi teselli ediyorum ama kısa zamanda bu illetten kurtulmam gerekiyor. Gerçi eski halime göre daha az üşeniyorum ama bu hala üşendiğim gerçeğini değiştirmiyor. Velhasılı elime silgiyi aldığımda hunharca sileceğim ilk huyumdur bu, kayıtlara geçiniz..

2. İradesizliğim'i silerdim.

Evet itiraf ediyorum ben dana kadar bir iradesizim. Yani bilmiyorum sizde sistem nasıl ilerliyor ama ben 'Bugün az yiyeceğim.' dediğimde bir süre bu kararımı sürdürüyorum ama sonra bir kişi  'Yaa şu kadarcık şeyden ne olacak, ye gitsin.' dediği an 'Ay değil mi ya yiyeyim bence de.' moduna bağlıyorum. Bu halimden şikayetçiyim hakim bey.
Ya da bir hesabımı kapattığımda en ufak fırsatta geri dönüyorum, Canım Allah'ım bir tutam irade verebilir misin?

3. Hayır diyememe'mi silerdim.

Ve evet insanlara 'Hayır' diyebilmek konusunda tam bir beceriksizim. Sırf hayır diyemediğim için istemediğim çok yere gitmek zorunda kaldım, yapacak başka işlerim varken ertelemek zorunda kaldım. Şikayet etmiyorum pişmanlığım yok bu konuda ama insanlara isteğimi net bir şekilde belirtebilmeyi isterdim doğrusu. Ben daha çok 'Olur ben her türlü uyarım size.' modundayım. Bu huyumu da silivereyim şöyle.

4. Susma'mı silerdim. 

Söylemiş miydim çok güzel susarım ben. Hem bu kadar çok konuşup hem de bu kadar susmak bana özgüdür sanırım. Karşımdaki insan söyler, laf sokar, tabiri caizse bozar ben ne yaparım? Susarım. Tabii ki sonra aklımda tüm Testere senaryoları döner, ben o kişiyi kafamda defalarca tekmelerim, kafasını kuma sokarım ama bunlar hep kendi kendime yazdığım senaryolardan ibaret kalır. Bu özelliğimi de hunharca silmek istiyorum mesela.

5. Kararsızlığım'ı silerdim.

Şimdi bu kısım birazcık karışık. Alışverişdeki kararsızlığımdan bahsetmiyorum burada zira bir mağazadan beş dakikada kıyafet alıp çıkmışlığım çoktur. Bu kararsızlık olaylar ve kararlar açısından bir kararsızlık. Burada iradesizliğimde el atıyor işe zaten. Örneğin bana bir karar bırakıldığında bir sonuca varıyorum ama birisi bana kararı kötüleyecek bir kaç kelam etse diğer tarafa kayıyorum. Bu huyda delirtici seviyede rahatsız ediyor beni. Sil gitsin.

Bonus: Eli değmişken silgi  birazcık belimden, az biraz bacaklarımdan silse hiç fena olmayacak :P


Neden böyle bir özeleştiri yaptım bilmiyorum ama hiç sevmedim kendimi şuan.
Kendimizle yüzleşip, iç dökme, içe dönüş yapmaya sebep mimimiz  burada sona ermiştir Pek Sevgili Şemsseverler..

Şimdi gelelim kimlere pasladığıma;

Ekmek Kırıntısı'na yani Kumkumul'uma~~
Nabrut'a~
Büş'ün Düşü'ne~
D.S.K komşuma :)
Amigurumi Cenneti'ne~

Ve yeni tanıdığım Eskaymak'a pasladım gitti.

Kolay gelsin efenim her birinize, sizin silginiz neleri silecek merak içerisindeyim :)

12 Haziran 2015

The ARK - Grup Tanıtımı



Gün geçmiyor ki Youtube'da dolanırken bir şarkıyı sevip canını çıkarana kadar dinledikten sonra grubu araştırmayayım. Yine Youtube'da aylak aylak gezmekte idim ve Mini Dizi Tadında Klipler postumda da paylaştığım The Ark grubunun The Light şarkısına denk geldim. O sırada evimden uzakta oluşumdan mıdır, annemi özlediğimden midir bilmem haddinden fazla etkilendim klipten. Şarkının melodisi de cabası. Yaklaşık 3 hafta kadar önce şarkıyla ve dolayısıyla grupla tanıştım.

Aslında grubun dans coverlarını yaptığı birkaç videoya denk gelmiştim ama çok da derine inmemiştim. Efenim şarkıdan bu kadar etkilendiğimden ötürü grubu araştırmaya başladım. Ve galiba ilk kez bir kız grubuna bu derece ısındım. Gerek tarzları gerek duruşları gerek yetenekleri beni fazlasıyla cezbetti.

 Hep derim 'Kız gruplarına fan olamıyorum ben.' diye. Büyük konuşmayacaksınız anacım. Fanları olacak kadar ileri gitmedim belki ama şuan sektörde kendime yakın hissettiğim kız gruplarında ilk üçe girdi kızlar.

K-Pop'ı bilen bilir sektöre tutunmak için şuan adı konuşulan çoğu grup seksi konsepti benimsemiş durumda. MV'leri izlediğinizde bacaklar, afedersiniz kalçalar fazlasıyla ön planda. Bu durum beni daima rahatsız eder. Vücudun şarkının önüne geçmesinden hoşlanmıyorum. Çoğu şarkıyı beğenerek dinlesem de klibi izlememeye özen gösteriyorum. Ama The Ark'da böyle bir konsept görmedim ben, tarzları daha çok maskülene yakın ve ben bu duruma ba-yıl-dım! Yani kıyafetleri, dansları fazlasıyla bana hitap ediyor.

7 Haziran 2015

Mini Dizi Tadında Klipler #Part 1

Sizin kişisel hobileriniz arasında yer alır mı bilmiyorum ama ben son bir yıldır saatlerce klip izleme gibi bir hobi edindim kendime. Hatta bu huy hobi sayılır mı onu bile bilmiyorum. Önce internetteki işlerimi halledeyim diye bir klip açıyorum sonra bi bakmışım onlarca klip izlemişim.

Bu huyu edinmemin en büyük sebebi şüphesiz ki K-Pop'ın kısa film, mini dizi tadındaki klipleri. Efenim adamlar öyle klipler yapıyorlar ki hiç abartmadan söylüyorum içim cız ediyor, yanağımdan bir damla yuvarlanıyor aşağılara doğru. MV yani klip yapma işinde oldukça iyiler hakkını yemeyelim şimdi hiçbirinin. 

Hatta Youtube'daki yürek dağlayan Türk şarkılarına bakarsanız bazı Kore dizileri ya da klipleri kullanılmış şarkı için. Mesela şuradaki. -Hatta klibe bakınırken böyle onlarca klip keşfettim şimdi onları izliyorum :P-  Bu şarkıyı nereden buldun Şems demeyin sakın, çocukken bu şarkıya maruz kalmayan bir 90'lı nesil bilmem :)

 İşte bu Şems kız da düşündü taşındı ki bunları bir postta toplayayım. Açıkçası bazen dizi izlemeye tercih ediyorum klipleri. Bazılarında olay örgüsü olmasa bile izliyorum. Böyle de amaçsızım.

O zaman mini dizi tadındaki kliplerle başbaşa bırakıyorum sizleri. 




Hayır ağlamıyorum, gözüme Xiumin kaçtı. Bu klibi EXO-L'liğimin başlarında izlemiştim, hala izledikçe içim burulur. Klipteki sincapın tatlığını geçiyorum, şarkı da çok güzeldir. Sakin ve dingin..



Bu MV son izlediklerimden olsa da en çok etkilendiğim MV'lerdendir. The ARK yeni çıkış yapsa da bence fazlaca sağlam geliyorlar. MV Sewol feribot kazasının anısına yapılmış. Çok ince, çok hüzünlü, çok bağra basılası bir şarkıdır benim için The Light. İzleyin, izlettirin. Hayır tabii ki de ağlamadım, ne münasebet!



Hayır tabii ki de EXO-L olduğum için değil tüm bunlar. Şaka bir yana gerçekten K.Will çoğu şarkısında kendini göstermez, MV'leri ise dizimsidir. Bu klip içimi dağlayanlar arasında değil ama izlerken sırıtmak garanti.





Bir K.Will klibi daha. Bu klipteki yüzleri K-Drama izleyenler bilir fazlasıyla tanıdıklar. İkinci adam rolündeki evladıma az üzülmemiştim klibi izlerken. Hayır adamlar öyle bir yapıyorlar ki al içeceğini mısırını izle. İzleyin anacım sizde.



C-Clown... Bu konuda fazlasıyla dolu ve fazlasıyla dertliyim o yüzden şirkete nefret pöykürme kısmını atlayarak klibin güzelliğine geliyorum. C-Clown'ı ilk sevdiğim kliptir kendileri. Değerleri bilinmiyor diye böğüreceğim az kaldı. Klipte Jun arkadaşının sevgilisine aşık adamı canlandırır. Kusura bakma Jun ama cidden salaklık ettin demek isterdim ama kıyamıyorum. İzleyin siz de hak vereceksiniz bana. 






Bu da şirinler kategorisine dahil edilenlerden. Öğretmenine aşık olan bir öğrenciyi işliyor. Klipteki kızımız Girl's Day'den Hyeri. Ben izlerken çok eğleniyorum böylesi klipleri, bilin istedim :)


Part bir burada bitmiştir Pek Sevgili Şemsseverler. Böyle klipler keşfettikçe, beğendikçe, izledikçe sizinle paylaşmaya devam edeceğim elbette! 

Bir sonraki posta kadar sağlıcakla kalınız efenim~~ The Light'ı çok izlemeyin yan etkisi gözyaşı :'(


31 Mayıs 2015

* Mim / Ben Küçükken *



Yarın sınavı olduğu halde radikal bir karar alarak post yazmaya gelen kızdan selamlar efenim. Evet, yarın sınavım var. Bıktım mı? Ne biçim. Korkuyor muyum? Hem de nasıl. Ama bu kadar gerilmeme rağmen koydum kucağıma bilgisayarı, taktım kulaklıklarımı, The Light şarkısını açtım ve karşınızdayım Pek Sevgili Şemsseverler. Çünkü az sonra yazacağım mim benim için terapi niteliğinde olacak.

Mimi bana uzun süre önce D.S.K komşum mimlemişti. Buradan kocaman teşekkürlerimi sunuyorum kendisine~

Mimin teması çocukluk. Ben küçükken diye başlayan cümleler kurmamız isteniyor bizden. Belki biliyorsunuzdur ben çocukluğumu çok özlerim. Geçmişe dair en çok özlediğin şey nedir deseniz çocukluğum, sokakta oynanan seksekler, arkadaşla paylaşılan çikolatalı ekmekler derdim.

Çocukluğum ile sayfalarca yazı yazabilirim. Çok şükür ki çocukluğunu bilgisayar başında ya da tabletlerini yarıştırarak geçiren bir çocuk olmadım. Televizyon vardı evet ama yazları kimse beni akşam ezanından önce eve sokamazdı.

30 Mayıs 2015

Sosyal Hesaplarda Şems~



Şöyle bir selam verip kaçayım istiyorum. Finallerim iki haftaya uzadığından buralara da pek uğrayamıyorum, ama az kaldı, yaz için çok güzel planlarım var Şemsseverler.

Yazacağım bir mim var onu da unutmadım aslında, haber vereyim gerekli mecralara buradan :)

Geçen Vikitap hesabıma giriş yapayım dedim. Okuduğum kitabı yaklaşık bir senedir güncellemediğim için 360 küsür gündür okunuyor görünüyor. Ki o kitabı fazlaca uzun bir süre önce bitirmiştim ben. Velhasılı o hesabımı kapattım nedendir bilmiyorum. Hesaptan hevesim kaçtı birden sanırım. Yeni bir Vikitap hesabı açtım kendime. Vikitap nedir ne değildir diye soranınız varsa sizi şu yazıya alayım o zaman.

Sonra dedim ki tüm sosyal hesaplarımı bir postta duyurayım. Bugünlerde çok kendi kendime konuşuruyorum da üzerinize afiyet. O yüzden olur da Şems'i başka sosyal alanlarda görmek istersiniz diye buraya link bırakıyorum efenim.



Bloggerdan sonra -hatta ufak bir itiraf, bazen bloggerdan bile çok- en çok sevdiğim hesabımdır. Fotoğraf çekmek konusundaki zaaflarımdan haberdarsınız sanıyorum ki.



Aktif bir kullanıcı değilim. Takip ettiğim gruplardan haber almak ve yazdığım postları oradan da paylaşmak için kullanıyorum Facebook'u.



Aktif kullanmak istediğim bir hesap olur kendileri. Bazen diyorum ki okuma hedefi koy kendine, blogtur'lara katıl, kitap bloglarıyla daha çok haşır neşir ol. Bir yerden başlamak lazım diye düşünüyorum işe. Kitap okumayı fazlaca seviyorum ama bazen dizi izlemeyi, internette dolaşmayı kitap okumaya tercih ediyorum açıkçası. Böyle durumlarda düşündüm ki eğer hedef koyarsam kendime işler daha da düzene oturur. İşe Vikitap'tan başladım böylece. Şems Vikitap'ta!!


Açıkçası ne işe yaradığını pek anlamadığım bir mecra. Yazdıklarım daha büyük bir kesime hitap etsin diye açmıştım zamanında, kullanıyorsanız beklerim oraya da. Blog postlarım eşzamanlı olarak orada da paylaşılıyor.

Twitter ve tumblr hesaplarım yok, daha doğrusu vardı ama kapattım. Yani yok gibi düşünebiliriz :) Velhasıl kelam beni bu mecralarda da bulabilirsiniz. Bloggerda olmadığım çoğu zaman Instagramdayım, bilginize :) Ayrıca yan taraftaki gadgetlardan da linkleri bulabilirsiniz.

Çok sevgilerimle. Sağlıcakla kalınız ~~



22 Mayıs 2015

Blogger Röportajları #2 - Sawako Kuronuma



Evet takip edenler bilir 'Blogger Röportajları' adını verdiğim bloggerlarla röportaj yaptığım bir seriye başlamıştım. Hepimizin en sevdiği bloggerlarla çok güzel sohbetler edip hepimizin kafasındaki soru işaretlerini gidermekti amacım. İlk durağım Nabrut'tu. Aldığımız tepkiler çok çok güzel olunca ben de devam etmeye daha da istekli oldum.

Şimdi ise ikinci bloggerımızla karşınızdayım Pek Sevgili Şemsseverler~ Yine uslu kız Şems en sevimli halini takınarak Sawako'nun kapısını tıklattı. 'Acaba bir fincan röportajınız var mıydı?' dedi usulca. Sawako ise en büyük gülümsemesini göstererek kapıyı ardına kadar açtı ve 'Elbette, içeri gel hadi.' dedi. Şems mutluydu, Sawako ile muhabbet edecekti çünkü.

Muhabbetler edildi, sorular soruldu, çekinmeden samimiyetle cevaplar verildi. Ve gökten üç elma düştü. Birisi beni kırmadan içtenlikle röportaj yapan Sawako'ya, ikincisi röportajı usanmadan okuyan, gevezeliklerimi çeken sizlere, e üçüncüsü de bana olsun bari :) Onlar erdi muradına biz çıkalım bloglarına. Tamam kötüydü, kabul.

Velhasıl kelam fazlaca güzel bir röportajla geldim ben yine. Tekrar ve tekrar beni kırmadan kısa sürede röportajı tamamlayan Sawako'ya tüm samimiyetimle teşekkür ediyorum. Çok keyifli bir süreç oldu benim için, umarım sorularımla seni zorlamamışımdır.

Ve şimdi de sizi röportaj ile başbaşa bırakıyorum! Keyifli okumalar :)


17 Mayıs 2015

Chopstick Siparişi ve Yorumlar~



Merhaba efenim, yine bir lönk diye giriş yapılan postla başbaşa bırakıyorum sizleri.

Kore illetine bulaşanlar bilir herkes bir 'Çin çubuğu' olsun istemiştir. Yaklaşık 3 yıldır Kore ile haşır neşirim ve sanırım herkes gibi ben de ilk dizilerle başladım bu 'bağımlılığa'. Ve yine herkes bilir ki bu dizilerde fazlaca ramen sahneleri geçer. Kısaca hepimiz o sahnelerdeki gibi çubuğumuzu ramene daldırmak istemişizdir.

Bundan yıllar yıllar önce ben orta okuldayken bir arkadaşımın ablası Kore Dili ve Edebiyatı okuyordu. Okul sebebiyle Kore'ye gitmiş bize de oradan tahta chopstickler getirmişti. Ben de elbette o çubukların kıymetini bilmemiş süs olarak dolabımın köşesine yerleştirmiştim. Bilememişim günün birinde fellik fellik o çubuklardan arayacağımı. Son iki yıldır o çubukları aktif olarak kullanmaktayım :)

Tahta chopstickleri beğenerek kullansam da KoreanTürk'ün gözümüze soka soka verdiği reklamlardaki metal chopstickler fazlaca dikkatimi cezbediyordu. Bakınız reklamlar işe yarıyor. Ben ve üç arkadaşım toplaşıp bu KoreanTürk'ün chopstick.gen.tr adlı sitesinden dört adet chopstick siparişi verdik bir cesaret.

İnternetten alışveriş nedendir bilmem hep uzak gelmiştir bana. Sanki ekranda gösterilen ürünle alakası olmayan ürünler gelecek gibi hissederim hep. Sitede kapıda ödeme de olunca sorun yaşamayacağımızı düşünüp sipariş verdik. Sipariş vermeden önce güvenliği hakkında Google amcadan arama yaptık ama bu konuda yorum yapanlara rastlamadım, evet o kişilerden başı ben çekeceğim sanırım :)

10 Mayıs 2015

Anne..




Paylaştığım şarkı ile hepinizi ağlatmaya niyetliyim evet. Bugün günlerden Anne'imiş. 
Az önce uyumaya niyetlendim tabii ki beceremedim. Baktım ki her yerde 'anne' temalı paylaşımlar var, ben de yazayım dedim, neyim eksik? 

Bunların hepsi Amerikanın oyunu yurttaşlarım, kanmayın desem de bakmayın, her anneler gününü kutlamışlığım vardır. Anne konusu başka bir yerdedir bende. Aile başka bir yerdedir daha doğrusu. Kiminin acısıdır anne, kiminin gözyaşı. O yüzden sessizce hamd edeceğim. 

Bu konuda sayfalarca yazmak istesem de tıkanıyor cümleler. Nasıl sığdırabilirim ki onların emeklerini üç beş cümleye? Nasıl üstünden gelebilirim fedakarlıklarının? Nasıl hakkını öderim 'Sen ye annem, ben sevmem zaten' cümlesinin? Anne başka, baba başka, aile başka hamdolsun. Bir gün değil her gün iyi ki var onlar bizim için.Yetmez şükürler, yetmez onlara edilen dualar. 

İçin kocaman olur o bir tane sarılsa, bir tane 'annem' dese. Kızarız, sesimizi yükseltiriz, kapıyı çarparız, üzeriz ama kıyamayız hiç. Sesi titrese içimiz acır. Mesela bizim için en güzel yemeği o yapar daima. En güzel restoran halt etmiş onun yanında. En güzel yer onun koynudur mesela. En güzel koku onundur. Dünyaya bir daha gelsen yine onun kız olmak istersin eminim ki. 

Biz evladız, o anne.. Biz tüketiriz o esirgemez. Biz hata yaparız o affeder. Biz üşürüz o ısıtır. 

Ne demişler: 'Anneni üzme. Bir gün toprağını öpersin, zoruna gider.'

Mesele kıymet bilmekte. Mesele elinden kayıp gitmeden önce değerini anlamakta. İşte o yüzden bir gün değil her gün diyorum ya. Her gün kardeşlerim, her an. 

Uzatmayacağım, çünkü bitmez. Bitmez ki hakları, ödenmez. Tek söyleyeceğim sarılın annenize, kocaman sarılın. Babanıza da öyle. Pişman olacağınız şeyleri söylemekten kaçının, ağzınıza mı geldi sesli, kırıcı cümleler? Yutuverin. Çünkü o sizi doğururken sıktı dişini. Evladım dedi sustu. 

Öncelikle hiçbir şekilde hakkını ödeyemeyeceğim, şuan istesem de sarılamayacağım annemin, babamın o güzel ellerinden öperim. Sonra da tüm anne-babaların yüreklerinden öperim. Hayatta olmayan tüm ana-babalara da dua edelim, edelim ki vuslatımız cennette olsun. Ve dua edelim ki bizi de o makama erdirsin Rabbim. Minik bir yaratık 'Anne' desin bize.

Sizi ağlatacağım derken ben ağladım iyi mi? Bulanıklaştı cümleler. 

Anneler günün değil, annem olduğun her gün kutlu, olsun annem.. Yüreğinden öperim. 

Şimdilik gidiyorum. Selametle.



8 Mayıs 2015

Sevgili Deniz; Merhaba!



Biliyorum, biliyorum nerede bu kız? Biliyorum diyorsunuz ki bu nasıl blogger neredeyse bir aydır gram yazı yazmamış? Efenim son zamanlarda blogumdan uzak kalışımın baş sebebi tabii ki de çevresel etmenler. Ben ki kendimi eleştirmekte bir dünya markasıyım, bu sefer suç gerçekten bende değil.

Hatırlar mısınız bir zamanlar vizelerim var adı altında höykürmeli bir yazı yazmıştım şurada. İşte vizelerim zaten bilgisayardan uzak kalmam için bir sebeb iken vizelerden sonra yaptığım minik deniz ziyareti, ardından memleketimde bir süre kalışım bloga girmemi bir hayli namümkün kıldı. Neden içime soylu bir saray mensubu kaçmış gibi konuşuyorum en ufak bir fikrim yok :)

16 Nisan 2015

Bir Tutam Anne Yüreği; Gözyaşı Şişeleri

Birazdan 'Aklıma esti yazayım dedim.' serisinden bir yazı okuyacaksınız pek sevgili Şemsseverler.
Birkaç hafta önce yol üzerinde bir müze görmüş, girelim bir göz gezdirelim demiştik. Müze eski çağlardan kalma takılardan tutun da mızrak, ok, zırh gibi ilk insanların kullandığı eşyalara kadar çoğu şeyi bulunduruyor.
Müze gezerken sıkılangilllerden misiniz? Kendi adıma konuşayım müze, sergi gezerken zerre sıkılmıyorum. Işıklandırılmış vitrinlerin içindeki herşeyde ama herşeyde bir yaşanmışlık var çünkü, ve ben bunları hayal ederken bir bakmışım son cam vitrinin önüne gelmişim.




Her sergilenen eşyanın bir hikayesi var demiştim. Yine bir camekanın önünden geçerken minik - ama gerçekten minik- şişeler çarptı gözümüze. Altında küçük bir etiketle 'Gözyaşı şişesi' yazıyordu.  Nedir ne değildir diye soracak bir görevli bulamadık yanımızda. Allah'tan önceden görmüş geçirmiş bir arkadaşım vardı yanımızda.

Anlattığına göre eskiden, çok çok eskiden oğlu ya da eşi savaşa-askere giden anneler, eşler bu yukarıda gördüğünüz minik şişeyi gözyaşlarıyla doldururlarmış. Bu yüzdendir ki bu şişelere gözyaşı şişesi denirmiş. Askerden-savaştan dönen erkek de bu şişeyi daima yanında taşırmış ve bu şişenin onu kötülüklerden koruduğuna inanırmış.

Vefa mı desem, sadakat mi desem, sevgi mi desem, ana yüreği mi desem, abartmışlar kekini kabartmışlar mı desem bilemedim. Yukarıda anlattığım olay rivayetlere dayanıyor eğer gerçekten o şişe gözyaşlarıyla doluyorsa erkeğin annesini, eşini göklere çıkarıp, elini sıcak sudan soğuk suya sokmaması gerekir bence.

Velhasıl kelam kadın heryerde kadın, heryerde duygusal. Şişelere bakıp 'Ne duygusal yaratıklarız yahu.' diye düşünürken arkamdaki vitrinde taş oyması kolyeler, küpeler görünce tebessüm etmedim değil.

Kadınız işte, bir tutam gözyaşı, bir tutam süs, bir avuç tebessümüz hepi topu.

Bir sonraki yazıya kadar sağlıcakla kalın Şemsseverler~~

13 Nisan 2015

Bu bir höykürüş yazısıdır!

Tek kelime ile: BEN
Girizgah yapacak takatim yok a dostlar. Hemen sadede geliyorum. VİZELERİM VAR!

Oldum olası sınavlardan nefret etmişimdir, sınav seven bir insan evladının olduğunu da sanmıyorum zaten. Biliyorum, biliyorum bazılarınız diyor ki şuan 'Aman tek derdin sınav mı?' Haklısınız bir yerde. Çoğu sıkıntıya göre sınav basit bir dert olarak görünüyor.


7 Nisan 2015

Şemstagram #3

Fotoğraf çekmek yalanlamaktır. Fotoğraf çekmek kendi karene yalan dünyanı sığdırmaktır.
Fotoğraf çekmek var olan kötülüğün içindeki iyiliği, siyahın içindeki beyazı çekip çıkarmaktır.

Fotoğraf çekmek hakkında beylik sözler edemem, edemiyorum zaten, öyle ahım şahım fotoğraflar da çekemem ama seviyorum, çektiğim her kareyi arkadaşlarıma gösterirken evladımı göstermişçesine mutlu oluyorum, çok seviyorum yahu.


Takip edenler bilir instagrama katıldım katılalı blogda da bu fotoğraflarımın bir kısmını Şemstagram başlığıyla paylaşıyorum. Ve yine takip edenler bilir fotoğraf çekme olayı bende tutku seviyesinde. Hala profesyonel bir fotoğraf makinesi edinemesem de değiştirdiğim telefonumla megapiksel seviyemi bir miktar artırmış bulunuyorum. Ayrıca dipnot: Anladım ki önemli olan megapiksel değil o kareye ne sığdırdığındır. Şu saatten sonra elimde Canon olmasa da olur diyorum yani. Rabbim kocaman pikselli gözler vermiş, bakan körlerden değilsek ne mutlu bize.


 Öncelikle önceki Şemstagram #1 ve Şemstagram #2 yazımı şuraya bırakayım sonralıkla da instagram linkimi şuracığa bırakıvereyim, belki takip etmek istersiniz falan :) 

Şimdi de naçizane bitli satıcının kör fotoğraflarıyla başbaşa bırakıyorum sizi.



Bu fotoğrafı çektiğim mekan o kadar güzeldi ki. Gerçekten ilk gördüğünüzde nefesiniz kesecek türden. Hayal edin, kocaman bir alan. Ve bu alanın yaklaşık yüzde yetmişi böyle mor güzelliklerle kaplı. Göz alabildiğince çiçekle kaplı, her santimi. Basmaya kıyamıyorsunuz. Tabii ki bu güzelliğe sadece ben hayran kalmıyorum. Kafam kadar arılarla savaş veriyorum bu kare için. Ama değiyor doğrusu..

2 Nisan 2015

Love Forecast - Film Yorumu



Ve Şemspare uzun bir aradan sonra film tanıtımıyla geri döner. Biliyorum şu sıralar blogumu fazlasıyla ihmal ediyorum. Bu durumdan fazlaca rahatsız hissetsem de gidişatı değiştirecek hevesi bulamıyorum içimde. Bir süre özel sebeplerle blog ile ilgilenemedikten sonra tekrardan post yazmaya devam etmek zorlaştı. Ama blog hep aklımın bir köşesinde, sürekli birşeyler karalamak istiyorum ama ilham perilerim çoktan toplamışlar sanki bavullarını. Ben de ilham perisi beklemekten vazgeçtim oturdum klavyemin başına.


23 Mart 2015

Blogger Röportajları #1: Nabrut ve Yaşam



Merhabalar pek sevgili blogumun pek sevgili okuyucuları. Bugün hem çok farklı hem çok güzel bir sebep ile basıyorum klavyemin tuşlarına. Takip edenler bilir Nabrut blogunda yeni bir uygulamaya başladı. Misafir Yazarlık. Bende kafamda uzun süredir planladığım bir konu ile çaldım kapısını Nabrut'un. Dedim ki; BEN SENİNLE RÖPORTAJ YAPMAK İSTİYORUM.

Aslında bu fikir yukarıda da bahsettiğim gibi uzun süredir kafamda dolanıyordu. Blogger olmadan önce okuduğum ve çok sevdiğim, başarılı bulduğum bloggerlar ile röportajlar yapacak, onlara merak ettiklerimi soracaktım. Böylece hem biz çaylak bloggerlar için yararlı bir yazı dizisi elde etmiş olacak hem de öğrenecektim daha kaç fırın ekmek yemem gerektiğini.

Yukarıda da bahsettiğim gibi bu fikri Nabrut'a açtım o da çok içten bir şekilde kabul etti önerimi sağolsun. Ve biz çok çok keyifli bir röportaj süreci geçirdik, cevaplarını ilk elden okuma fırsatını elde ettim, bir senedir merak edip de soramadıklarımı sordum, pek çok şeyi öğrendim. En başta da 'röportaj sorularının kolay hazırlanmadığını' öğrendim. :)

Velhasıl kelam bu güzel söyleşiyi sizlerle de paylaşmak istedik biz, umarım siz de bizler kadar keyif alırsınız okurken. Buradan Nabrut'a tekrar tekrar teşekkür ediyorum, cevapları, içtenliği, ve beni kırmadığı için :)

10 Mart 2015

1 Kitap, 1 Film, 1 Dizi

Üşengeçler aleminden selamlar! Ben tek tek post girmek yerine üç postu tek seferde yazmaya çalışan blogger. Siz normal insanlar nasıl diyorsunuz.... Üşendim :) Fazlaca lüzumsuz girizgahımdan sonra geleyim ekranınızı işgal etme sebebime. Hepinizinde aşina olduğu gibi bir postta birden fazla konu yazmaktan hoşlanan bir kişiliğim var. Tek tek yazmaya üşendiğimden değil kesinlikle, sizi temin ediyorum :)

Bugün  1 kitap, 1 film, 1 dizi yorumu ile karşınızda olacağım efenim. Aslında yazacağım daha fazla kitap ve film postu var, yavaş yavaş onları da yorumlayacağım inşallah.  Giriş kısmını uzun tutmayarak hemen ana konulara atlayıveriyorum.



3 Mart 2015

Küçük Prens Kitap Yorumu ve Alıntılar



Saat 02:19. Mor battaniyemin üstüne kurulmuş bilgisayarımdan, ağrıyan sol omzumdan, kulağımdaki Minah'ın sesinden, sokak lambasının titrek ışığından merhabalar efendim. Bugün mutlaka ama mutlaka duymuş olduğunuz bir kitabın, Küçük Prens'in, kendimce ufak bir yorumunu yapacak ve sayfalarından yaptığım alıntılarla sizi başbaşa bırakacağım. 

Kitabımız Küçük Prens, dediğim gibi mutlaka ama mutlaka ismini duymuşsunuzdur zira ben de kitaba böyle başladım. Instagramda bir tane bile Küçük Prens'siz profil olmaması, kitaptan sürekli alıntılar yapılması  okuma merakımı fazlaca arttırdı. Merak etmeyin ben de Instagram profilime bir adet Küçük Prens dahil ettim :) 


23 Şubat 2015

Herkesin bir...






Herkesin bir kitabı olmalı,
altını defalarca çizdiği,
Sözlerini defalarca okuduğu için ezberlediği,
Nereye giderse gitsin yanından ayırmadığı,
Okumaktan sayfalarının, kapağının aşındığı,
Çocuklarına, arkadaşlarına öğüt verirken alıntılar yaptığı,
Sayfalarında final döneminden kalma kahve lekesi olan, yağmur yağarken yanında olduğu için onunla beraber ıslanan, en mutsuz zamanında okuduğu için gözyaşları yüzünden buruşan bir kitabı olmalı herkesin..


Herkesin bir filmi olmalı,
Sevdiğiyle, ailesiyle, dostuyla belki de onlarca kez izlediği,
Repliklerini karakter başlarken onunla birlikte söylediği,
Sonunu bildiği halde her defasında gözyaşlarını tutamadığı,
En azından bir karakterde kendini gördüğü,
Film müziklerini kendine yazılmışçasına benimsediği bir filmi olmalı herkesin..


Herkesin bir şarkısı olmalı,
Her notasını ezbere bildiği,
Defalarca, yüzlerce dinlese de bıkmadığı, bıkamadığı,
Sözlerinde hayallerini, geleceğini, geçmişini, hüznünü, kahkahalarını bulduğu,
Dinlerken ister istemez gözlerini usulca kapattığı,
Ağladığında, güldüğünde, sevdiğinde, nefret ettiğinde, kızdığında, özlediğinde dinlediği,
Kimseyle paylaşmadığı, paylaşamadığı, paylaşmaya kıyamadığı bir şarkısı olmalı herkesin..

Herkesin en az bir kardeşi, dostu olmalı,
Onu kendinden iyi tanıyan,
Yaptıklarının, yapacaklarının hesabını tutmayan,
Aralarına yıllar, kilometreler girse de sesinin tek tınısıyla yanıbaşında hissettiren,
Sessizliğinde çığlık, hüznünde bir damla gözyaşı bulabilen,
Dualarında daima yeri olan,
İki cihanda da 'Rabbim ayırmasın.' dedirten bir dostu olmalı herkesin..

Herkesin bir tebessümü bir de duası olmalı,
Kime söylerse söylesin zararlı çıkmadığı,
Karşılığında sıcacık bir gülüş ve kocaman bir amin aldığı,
En derininden, en içinden gelen, en samimisinden bir duası bir de tebessümü olmalı.

Var mı peki 'benim' diye sahiplendiğiniz, var mı en sevdiğiniz?
Varsa da bilirim kıyamazsınız paylaşmaya. Olsun dursun gönlünüzün en köşesinde.

Kitap, film, müzik, dost kısmını benden de pat diye duyamazsınız belki ama dua uçurabilirim tam da ekranın başından hepinize,

''Hay Allah muradınızı mutluluğunuza karıştırıp da versin.'' ;))

Mutlu, tebessümlü, güzel günlere Şemsseverler~~

20 Şubat 2015

Çok 'Güzel' Sololar Bunlar / Amber - Beautiful



K-Pop aleminde Bayan İdoller sıralamasında en en en en bi sevdiklerim arasındadır Amber benim için. Gerek tarzı gerek tavrı gerek fiziksel özellikleri olsun daima sevmişimdir Amber'ı. Maskülen tarzı benimsemesine rağmen benim gözümde çoğu bayan idolden daha güzeldir. Samimidir. Başarılıdır. Tamam fangirl yanımı uzaklaştırıyorum hemen :)

Amber'in solo çıkış yapacağını öğrendiğim ilk an 'Geç bile kaldı.' demiştim. Oradan f(x) fanı gibi görünüyor olabilirim ama sadece Amber'a fangörllük yapan bir kızım aslında. Amber böyledir Amber şöyledir diyorum ama albüm çıkalı haftalar olmuş ben parçaları yeni dinliyorum. Ki tesadüf eseri dinledim az sonra paylaşacağım iki şarkıyı da. Son zamanlarda gerek K-Drama gerek K-Pop'tan uzak kalışıma veriyorum bu durumu.

Ve gelelim Amber neler yapmış.?

Manolya Kokulu Hikayeler - Kitap Yorumu


Yine giriş yapabilmek için dakikalarca ekrana bön bön baktığım anlardayız pek sevgili Şemsseverler. Lönk diye yapılmış bir post girişine el sallayın. Öncelikle adettendir nasılsınız diye sorayım, sanırım sizde adete uyarak 'iyiyim' diyeceksiniz. Hep böyle olmuyor mu zaten? Şuan şu 'İyiyim.' kelimesinin aşırı derinine inebilirdim ama konumuz bu değil :)

Şu sıralar ülke olarak gerçekten insanlık ayıbı, insanlık suçu diyebileceğimiz manzaralarla karşı karşıya kaldık. Özgecan için ne desek boş, ne yapsak yetersiz. Gencecik bir kız tam olarak vahşet diyebileceğimiz bir olay ile hayatını kaybetti. Bu hepimizin. bu insanlığın suçu bence. Ig hesabımda da yazdığım gibi


'' Hani bazı anlar olur kendini onun yerine koyamazsın, kaldıramazsın bile onun yaşadıklarını düşünmeyi. Ama o yaşar, acı çeker, canı yanar, haykırırır, duyuramaz sesini, belki de 'Anne' demiştir çaresizce çığlık atarken, karanlıkta kalmıştır belki, üşümüştür annesine kavuşamayan elleri belki de, annesinin özlediği kokusuna babasının kollarına koşmak için çıkmıştır yola belki. İnsan demeye dilim varmıyor bu masumiyeti kana bulayanlara, insan demeye dilim varmıyor anasının kuzusuna, babasının meleğine dokunan o ellerin sahibine, insan demeye dilim varmıyor. İşte sırf bu aşağılık yaratıklar için bazen diyorum ki idam cezası neden yok? Ama Rabbim bu hesabı kapatmayacak biliyorum, adım gibi eminim ki bu üç aşağılık yaratık elbet bir gün kat be kat ödeyecek bu yaptıklarının bedelini. Ama istiyorum ki artık Özgecan'lara uzatılmasın lanet olası eller. Cezası ne ise hem bu dünyada hem ahirette kat be kat ödesin. Sırf kadın olduğu için, sırf bedensel olarak güçsüz olduğu için, sırf savunmasız olduğu için kana susayan nefs köleleri artık çeksin ellerini masum, tertemiz beyaz çiçeklerin üzerinden. Özgecan, nur içinde yat kardeşim, mekanın cennet olsun. Aminler...''   

Tekrar böylesi acı manzaralarla karşılaşmamak duasıyla.. Allah ailesine, sevdiklerine sabır ve dayanma gücü versin.






Gelelim kitabımıza. Hepsini birden yazayım derken ancak geçebildim yorum kısmına. Kitabımiz Manolya Kokulu Hikayeler. Kitap bir çok hikaye ve özlü sözün derlemesinden oluşuyor. Daha önce Papatya Kokulu Hikayeler ve Menekşe Kokulu hikayeler yayınlanmış. Sanırım diğerleri de aynı formatta. Kitabın bence en güzel yanı gerçekten sayfalarının mis gibi kokması. Böyle okudukça, sayfaları değiştirdikçe burnunuza vuruyor güzel bir koku. Kitap kapak olarak da oldukça şirin ve albenisi yüksek. Bu görüntüye keçeli ayraç da eklenerek okuyucu daha çok cezbedilmeye çalışılmış. Not: Ben ayraca ve kapağa tav olanlardanım! :) 

 İçerik olarak yorumuma gelecek olursam hikayeler arasında gerçekten çok beğendiklerim oldu. Ana tema 'İnan, iste, hayata gülümse, yapabilirsin.' mantığındaydı. Motive edici nitelikteydi her hikaye.  Kitap tam bir yürüyen Pollyannaydı benim için.Bence beğenmediğim tek yanı buydu. Mutsuz biten tek bir hikaye yok. Hayattan birazcık uzak gibi geldi bana. Dediğim gibi bazı hikayeler cidden çok güzeldi ama toplam çerçeveye bakacak olursam çoğu hatta neredeyse hepsi mutlu sonla biten, tüm karakterlerin bir ders aldığı, hikayelerdendi. Okurken insana hoş bir ruh hali veriyor ama içten içten diyorsunuz ki 'Hadi canım, bu da mı mutlu son?' 

Velhasıl kelam vaktiniz bolsa,  okuyup tebessüm etmek istiyorsanız okunabilecekler listesinde. Hafızanızda 'Ne kitaptı ama!!' diye kalanlardan olmaz belki ama hiç bir kitap boş değildir, değil mi? 

Bugünlük benden bu kadar, bir sonraki posta kadar sağlıcakla, muhabbetle, tebessümle kalın Şemsseverler ~~ Başka kitap sayfalarında buluşmak dileğiyle! :) 

4 Şubat 2015

ŞEMSPARE 1 YAŞINDA!



Ben geldim! Fark ettiniz mi bilmiyorum bir ay kadar bir süredir kapınızı çalmıyordum. Elimde olmayan sebeplerden ötürü birazcık uzak kaldım buralardan. Kelimeler tükenir bazen bilirsiniz, yaşamışsınızdır. Allah yaşatmasın diyorum o anları ama insanız, imtihan dünyası elbet kelimelerinizi, nefesinizi, gülüşlerinizi tüketecek olaylar oluyor. Olmasa hoş ama Yaradan'ın takdiri bu kelam etmek bize düşmüyor. Önemli olan kalp ile şükredebilmek, her şeye rağmen. Her neyse sonuç olarak Şems Kürkçü Dükkanı'na döndü. Aslında ilk yaş yazım 23 Ocak'ta gelmeliydi ama diyorum ya düşünecek ne halim, ne vaktim vardı. Geç de olsa geldim ya mühim olan bu, değil mi? ;)

ŞEMSPARE 1 YAŞINDA PEK SEVGİLİ ŞEMSSEVERLER!

Çok klasik olacak biliyorum ama bu bir sene bana öyle güzellikler, öyle derya gönüllü insanlar kattı ki şükrederken dilim damağım kurusa az kalır. İlk olarak cidden yapabilir miyim, yazabilir miyim, yazsam okurlar mı, okusalar beğenirler mi diye düşünüyordum ve ne yalan söyleyeyim azcık da korkuyordum. Ama şunu söyleyeyim, sen içini döktükçe, kendin gibi oldukça, yazdıkça, yazdıkça, yazdıkça o kadar güzel ilerliyor ki herşey. Bilmiyorum diğer blogger arkadaşlarımda nasıl bir izlenim oluşturdum ama benim cidden güzel arkadaşlıklar edindiğim bir yer burası. Yazdıkça rahatladığım, mutlu hissettiğim bir mecra. Hoşuma gidiyor yahu klavyeme gömülüp dışarıyı unutmak! Hoşuma gidiyor yüzlerini görmediğim insanları gülümsetebildiğimi görmek. Hoşuma gidiyor kilometrelerce ötedeki kardeşlerimle ortak konulardan muhabbete dalmak. Velhasıl kelam ne iyi etmişim de gelmişim. Yani bence iyi etmişim, sizce? :) 

İşte bu döngü içerisinde tam tamına bir yılı tamamlamışım. Ne mutlu bana, çok uzatmıyor hep beraber nice senelere diyorum. Bol gülümsemeli yazılarda görüşmek dileğiyle.. ♥



BİYOGRAFİ

Şemspare 21 Ocak'ta doğdu. İlk yazsını 23 Ocak'ta yazdı. Peter Pan'ın kendisini yetişkinlerin, acının, iki yüzlülüğün, kötü kalplerin olmadığı sadece kahkaların, çikolatadan evlerin, pamuk şekerden bulutların, ayrandan ırmakların olduğu Neverland'e götürmesini bekleyen bir garip bloggerciktir.  Bu bir yıl içerisinde 76 yazıya imza atmış, 28 500 civarı tıklanmaya ulaşmıştır. Blogunu ve IG hesabını tüm sosyal hesaplarından üstün tutup onları evladı misali sevmektedir. Bu bir yıl boyunca tembellik yapmış olabilir, birikmiş onlarca yazısı olabilir, üşengeç olabilir ama o yazmayı, mutlu etmeyi, gülümsetmeyi arzu etmektedir. Okumayı, izlemeyi, uyumayı, yemek yemeyi, hele ki fotoğraf çekmeyi tarif edemeyeceği kadar çok sevmektedir. Kısacası pekte küçük sayılmayan bu kızımız 'bir parça güneş' olmayı istemektedir. Umarım en ufak zerrenizi bile olsa aydınlatabilmiştir. 


Bir sonraki yazıya kadar sağlıcakla kalın Şemsseverler :)



6 Ocak 2015

Bunları Yaptıysan Bizdensin!



Şuan yılın ikinci karını yaşıyor olan şehrimden, tabiri caizse lapa lapa yağan karı izleyen koltuğumdan yazıyorum. Ekrana bakıp bir cümle yazıyor sonra kafamı kaldırıp beyaz büyüyü izliyorum. Şuan yağan kar o kadar güzel o kadar güzel ki şükretmeden duramıyor insan. Sıcak bir yatağı, sıcak bir yuvası olana kar ne hoş ne güzel. Düşünüyorum da peki ya evi olmayanlar, ayağı üşüyen küçükler, evine odun alamayacak babalar, yavrularına pişirecek sıcak yemek bulamayan anneler için de kar, kış güzel midir? Bizler kahve-kar- kitap üçlüsü yaparken onlar için de bu kadar büyüleyici mi manzara? Allah yardımcıları olsun her birinin diyor esas yazı konuma geliyorum. Alıntı bir söz paylaşmadan da edemiyorum.

'Sahi..Kış pencereden seyredilemeyince de güzel mi? Güzel mi kış, dört duvarı olmayana?''

Ve gelelim sebeb-i yazıma. Onedio'dan fırlama başlığıma bakmayın ufakça yazıp kaçacağım. Bir kardeşimle dalgınlığımızla ilgili anılarımızdan bahsederken fark ettim ki hepimiz bu yollardan geçmişiz. Ne diyorsun Allah aşkına Şems diyorsunuz biliyorum. Örneklerle anlatayım isterseniz?

Eğer;

~Evde meyve tabağındaki kabukları çöpe dökerken bıçağı da onunla beraber çöpe atıverdiyseniz,
~Kahvaltılık reçel, zeytin kasesini çöpe dökmeye kalkıştıysanız,
~Çöpe atmanız gereken yumurta kabuğu, ambalaj vs şeyleri buzdolabına koymaya çalıştıysanız,
~Sofra örtüsünde bilimum çatal, bıçak hatta küçük kaseleri unutup silkeleyince ufak çaplı çığlık attıysanız,
~Yemeği, çayı ocakta unutup kömür benzeri yemek, katran benzeri çay ile karşı karşıya kaldıysanız,
~Dışarıdan gelip üzerini çıkarmadan 'şöyle bir uzanayım kalkacağım.' deyip saatlerca insanüstü bir derinlikte uyku çektiyseniz, -eşarp, kaban bu kıyafetlere dahildir.-
~Yolda yürürken arkadaşınızın geride kaldığını farketmeyip elalemin koluna girmeye çalıştıysanız,
~Elinizdeki toz bezi, anahtar, telefonu, bileğinizdeki tokayı, başınızdaki gözlüğü saatlerce deli gibi etrafta aradıysanız.
~Telefonun menüsünde bir işlem yapmak için girip dakikalarca ekrana boş boş baktıysanız,
~Marketten bakkaldan bir ürün alıp kasaya gidince 'Eee şimdi napıyoruz' bakışı fırlattıysanız. Dipnot sonraki adım para ödemek.
~Deli gibi çalıştığınız, adınız gibi bildiğiniz konu sınavda karşınıza geldiğinde ZINK diye kalıp dakikalarca 'Neydi ya?' diye düşündüyseniz,
~Markette, mağazada ürünü inceleyeyim diye elindeki telefon, cüzdan, poşet vs eşyaları reyona bırakıp orada unuttuysanız,
~Televizyon izlerken elinizdeki telefonu kumanda zannedip kanal değiştirmeye çalıştıysanız,
~ Ağız alışkanlığınızı bırakamayıp sipariş verdiğiniz, dolayısıyla tanışık olmadığınız insanlara telefonu kapatırken 'Görüşürüz.' dediyseniz,
~ Arkadaşınızı dakikalarca 'yüzüne' bakarak dinleyip fikrinizi sorduğunda utanmadan 'Buyur?' dediyseniz,

Siz de bizdensiniz kardeşlerim. 

Bu saydığım maddelere oturup düşünsem yüzlercesi eklenir. Şuan benim harfi harfine yaşadığım maddeleri okudunuz. Eğer siz de bunları yaşadıysanız - en az bir maddeyi mutlaka yaşamışsınızdır- yalnız değilsiniz. Bilin istedim :))


Bir sonraki posta kadar sağlıcakla kalınız efenim.~~

 Not: Kar hala yağıyor, üşütmeyin!


1 Ocak 2015

Yeni Yılmış? Pıfırt!



Büyüdüğümden midir, bazı şeylerin eski cazibesini kaybedişinden midir bilmiyorum ama eskisi kadar heyecanlanmıyorum yıl geçişlerinde. Hatta o kadar umursamaz olmuşum ki 'Daha geçen 2014'e girmedik mi biz yahu?' ruh halinden kolay kolay sıyıramadım kendimi. Belki de beynim istemediğim gerçekleri yüzüme vurmamak için görmezden geliyordu zaman kavramını. Sadece yılbaşlarında değil, her saniye, her dakika, her gün yaşlanıyorduk, yaşlanıyordum. Yeni yılı kutlamak istemiyorum çünkü benden aldıklarını daha çok vuruyor yüzüme, özlediklerimi daha çok hatırlatıyor. En masum halimizden en bencil halimize geçişimizi çok daha fazla vurguluyordu. Bu yüzden eskiden çok sevdiğim o yılbaşlarını artık sevmiyordum, sevemiyordum. 

Yeni yıl mı? Bana her gün yeni yıl, tıpkı deliye her gün bayram olduğu gibi. Sapasağlam bir şekilde gözlerimi açtığım her yeni gün benim miladım, Her gün benim yeni yılım. Belki yeni yıla çok acımasız davranıyordum ama o da bize çok insaflı davranmamıştı sonuçta. Hamdolsun çok büyük acılar görmemiştim ama ben değilsem bile bir başkası mutlaka acıdan kıvranmıştı kutlayarak girdiğimiz o yeni yılda. 

İşin daha dramatik yanı ise geçen her yılda daha çok özlüyor, daha çok eskilere dönmek istiyordu insanoğlu. Mesela küçük bir kız çocuğuyken en büyük hayalinin büyümek olduğu ben şuan 'el kadar bebe' olmak için can atıyordum.

~Akşam ezanından sonra eve girmemek için kırk takla atan kız çocuğu olmak istiyordum,
~Saç diplerine kadar kum olduğu için annesinden azar yiyen kız çocuğu olmak istiyordum,
~'Ekmeğime çikolata sürsene anneeeeeaaaaaağğ' diyen kız çocuğu olmak istiyordum, 
~Çamurdan yaptığı pastanın üzerine çam dikenlerini mum diye diken kız çocuğu olmak istiyordum,
~Büyükbabasının elinden tutup pazardan bez bebek almaya giden kız çocuğu olmak istiyordum,
~Annesi 'Yeme öyle şeyleri, zararlı onlar' dediği halde kaçak kaçak 'lilibuz' yiyen kız çocuğu olmak istiyordum.
~Fiskos örtüsüyle, perdeyle kendine gelinlik, elbise yapan kız çocuğu olmak istiyordum,
~Minderlerden yaptığı kulübesinin dünyanın en dayanaklı yapısı olduğunu zanneden küçük kız olmak istiyordum.
~Seksek oynayan, ip atlayan, yakartop oynarken nefessiz kalan, evcilikte daima anne olan kız çocuğu olmak istiyordum,
~Taraktan yaptığı mikrofonuyla kimseden çekinmeden bağıra çağıra şarkı söyleyen kız çocuğu olmak istiyordum,
~Tırnaklarından asetonla oje temizleyen küçük kız değil de tırnak içlerine kaçmış toprağı sabunla temizleyen küçük kız olmak istiyordum,
~Ayakkabı markasını değilde bilyelerini, tasolarını karşılaştıran küçük kız olmak istiyorum,
~Bilgisayardaki hazır kıyafetleri fare ile bebeğine giydiren değil de annesiyle diktiği kıyafetleri bebeğine giydiren küçük kız olmak istiyordum,
~Cebinde çikolatalı badem, jelibon değil de leblebi, kuru üzüm dolu olan kız çocuğu olmak istiyordum.

 O heyecanla beklediğimiz 'yeni yıl'lar aldı bu güzellikleri avucumuzdan. Belki de biz seve seve emanet ettik masumiyetimizi. 


O yüzden; Yeni yılmış? Pıfırt! 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...