16 Nisan 2015

Bir Tutam Anne Yüreği; Gözyaşı Şişeleri

Birazdan 'Aklıma esti yazayım dedim.' serisinden bir yazı okuyacaksınız pek sevgili Şemsseverler.
Birkaç hafta önce yol üzerinde bir müze görmüş, girelim bir göz gezdirelim demiştik. Müze eski çağlardan kalma takılardan tutun da mızrak, ok, zırh gibi ilk insanların kullandığı eşyalara kadar çoğu şeyi bulunduruyor.
Müze gezerken sıkılangilllerden misiniz? Kendi adıma konuşayım müze, sergi gezerken zerre sıkılmıyorum. Işıklandırılmış vitrinlerin içindeki herşeyde ama herşeyde bir yaşanmışlık var çünkü, ve ben bunları hayal ederken bir bakmışım son cam vitrinin önüne gelmişim.




Her sergilenen eşyanın bir hikayesi var demiştim. Yine bir camekanın önünden geçerken minik - ama gerçekten minik- şişeler çarptı gözümüze. Altında küçük bir etiketle 'Gözyaşı şişesi' yazıyordu.  Nedir ne değildir diye soracak bir görevli bulamadık yanımızda. Allah'tan önceden görmüş geçirmiş bir arkadaşım vardı yanımızda.

Anlattığına göre eskiden, çok çok eskiden oğlu ya da eşi savaşa-askere giden anneler, eşler bu yukarıda gördüğünüz minik şişeyi gözyaşlarıyla doldururlarmış. Bu yüzdendir ki bu şişelere gözyaşı şişesi denirmiş. Askerden-savaştan dönen erkek de bu şişeyi daima yanında taşırmış ve bu şişenin onu kötülüklerden koruduğuna inanırmış.

Vefa mı desem, sadakat mi desem, sevgi mi desem, ana yüreği mi desem, abartmışlar kekini kabartmışlar mı desem bilemedim. Yukarıda anlattığım olay rivayetlere dayanıyor eğer gerçekten o şişe gözyaşlarıyla doluyorsa erkeğin annesini, eşini göklere çıkarıp, elini sıcak sudan soğuk suya sokmaması gerekir bence.

Velhasıl kelam kadın heryerde kadın, heryerde duygusal. Şişelere bakıp 'Ne duygusal yaratıklarız yahu.' diye düşünürken arkamdaki vitrinde taş oyması kolyeler, küpeler görünce tebessüm etmedim değil.

Kadınız işte, bir tutam gözyaşı, bir tutam süs, bir avuç tebessümüz hepi topu.

Bir sonraki yazıya kadar sağlıcakla kalın Şemsseverler~~

13 Nisan 2015

Bu bir höykürüş yazısıdır!

Tek kelime ile: BEN
Girizgah yapacak takatim yok a dostlar. Hemen sadede geliyorum. VİZELERİM VAR!

Oldum olası sınavlardan nefret etmişimdir, sınav seven bir insan evladının olduğunu da sanmıyorum zaten. Biliyorum, biliyorum bazılarınız diyor ki şuan 'Aman tek derdin sınav mı?' Haklısınız bir yerde. Çoğu sıkıntıya göre sınav basit bir dert olarak görünüyor.


7 Nisan 2015

Şemstagram #3

Fotoğraf çekmek yalanlamaktır. Fotoğraf çekmek kendi karene yalan dünyanı sığdırmaktır.
Fotoğraf çekmek var olan kötülüğün içindeki iyiliği, siyahın içindeki beyazı çekip çıkarmaktır.

Fotoğraf çekmek hakkında beylik sözler edemem, edemiyorum zaten, öyle ahım şahım fotoğraflar da çekemem ama seviyorum, çektiğim her kareyi arkadaşlarıma gösterirken evladımı göstermişçesine mutlu oluyorum, çok seviyorum yahu.


Takip edenler bilir instagrama katıldım katılalı blogda da bu fotoğraflarımın bir kısmını Şemstagram başlığıyla paylaşıyorum. Ve yine takip edenler bilir fotoğraf çekme olayı bende tutku seviyesinde. Hala profesyonel bir fotoğraf makinesi edinemesem de değiştirdiğim telefonumla megapiksel seviyemi bir miktar artırmış bulunuyorum. Ayrıca dipnot: Anladım ki önemli olan megapiksel değil o kareye ne sığdırdığındır. Şu saatten sonra elimde Canon olmasa da olur diyorum yani. Rabbim kocaman pikselli gözler vermiş, bakan körlerden değilsek ne mutlu bize.


 Öncelikle önceki Şemstagram #1 ve Şemstagram #2 yazımı şuraya bırakayım sonralıkla da instagram linkimi şuracığa bırakıvereyim, belki takip etmek istersiniz falan :) 

Şimdi de naçizane bitli satıcının kör fotoğraflarıyla başbaşa bırakıyorum sizi.



Bu fotoğrafı çektiğim mekan o kadar güzeldi ki. Gerçekten ilk gördüğünüzde nefesiniz kesecek türden. Hayal edin, kocaman bir alan. Ve bu alanın yaklaşık yüzde yetmişi böyle mor güzelliklerle kaplı. Göz alabildiğince çiçekle kaplı, her santimi. Basmaya kıyamıyorsunuz. Tabii ki bu güzelliğe sadece ben hayran kalmıyorum. Kafam kadar arılarla savaş veriyorum bu kare için. Ama değiyor doğrusu..

2 Nisan 2015

Love Forecast - Film Yorumu



Ve Şemspare uzun bir aradan sonra film tanıtımıyla geri döner. Biliyorum şu sıralar blogumu fazlasıyla ihmal ediyorum. Bu durumdan fazlaca rahatsız hissetsem de gidişatı değiştirecek hevesi bulamıyorum içimde. Bir süre özel sebeplerle blog ile ilgilenemedikten sonra tekrardan post yazmaya devam etmek zorlaştı. Ama blog hep aklımın bir köşesinde, sürekli birşeyler karalamak istiyorum ama ilham perilerim çoktan toplamışlar sanki bavullarını. Ben de ilham perisi beklemekten vazgeçtim oturdum klavyemin başına.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...